Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Büyük yalan

Radikal · 8 Şubat 2002

Bugün, sözde sosyal demokrat ve özde ticaret hukuku profesörü Hikmet Sami Türk'ün Adalet Bakanı olduğu Türkiye'de; ülkenin krize girmesinde en büyük etken olan ticaret hukukundaki yanlışlıklar, boşluklar, eskimişlikler ve eksiklikler, Türk'ün sayesinde değil, IMF'nin zoruyla Kemal Derviş

ekibi denetiminde hazırlanan yasalarla

gideriliyor, yenileniyor.

Ticaret hukuku profesörü Hikmet Sami Türk, Adalet Bakanı olduğundan beri ticaret hukuku dışındaki hukuk için ne yaptı peki?

Şartlı Salıverilme Yasası, F tipi cezaevleri ve Medeni Kanun'daki değişikliklerle iştigal etti. Bu meşguliyetindeki başarılarını, takdirinize bırakıyorum. Ama biliyorum ki Hikmet Sami Türk, Türk adaletinde ve hukukunda ve yasalarında, ASIL düzeltilmesi ve değiştirilmesi gereken HİÇBİR yanlışı düzeltmeye kalkmadı, haksızlıklara ve ölçüsüzlüklere el atmadı.

Bugün Türkiye'de bir hırsız, sokakta yolunu kestiği adamın gözlüğünü bıçak tehdidiyle gasp edecek olursa, 15 yıl hapis cezasına hüküm giyiyor. Aynı cani, yolunu kestiği adamın gözlüğünü gasp etmeyip, bıçakla gözünü çıkardığında ise yalnızca 5 yıl... Bir tepsi baklava çalan çocuklara 12 yıllık hapis cezaları öngörüp, milyarlarca dolarlık hırsızlık yapanları hangi müeyyideden mahkûm edeceğini bilemeyen, üç-dört aylık

hapis cezalarıyla sıvışmalarında 'eli kolu bağlı' kalan TCK'nın 'gasp' suçunu tanımlayan

522. maddesinde, öngörülen cezaların suç unsurunun değerine göre indirimini yasaklayan

minicik bir tümce var. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün, aklına bile gelmedi bakan olduğu günden beri bu tümcenin yasadan kaldırılması ya da yasanın değiştirilmesine çalışmak. 522. maddede öngörülen cezalar, 1950'lerde artırılmıştı yetmedi, 1971 ve 72'de tekrar artırıldı. 2002 yılında Türkiye, dünyada benzeri olmayan bir ceza hukukuyla, hâlâ bir elma çalanı 10 yıllara hapsediyor, bankaları soyup soğana çeviren, çaldıkları paraları yurtdışına kaçıran, ülkeyi derin bir krizin içine ve milyonlarca yurttaşımızı işsizlik, yoksulluk ve çaresizliğe gömen büyük soyguncuları,

işledikleri suçlarla gülünç orantılarda

'ağır para', yani 30-40 milyonluk tazminat ve yeryüzü devletlerinin hukuk temsilcilerini

kahkahalara boğan üç - beş aylık hapis hükümleriyle cezalandırıyor.

Ve Adalet Bakanı, ortalıkta Türk adaletinin yüce temsilcisi olarak, boyu kadar bir gururla dolaşıyor.

Türk halkına yıllarca yalan söylendi ve büyük yalanlar söyleniyor, sevgili okurlar. Türkiye'nin yalancıktan girmek istediği, aslında girmemek için elinden geleni yaptığı AB hukukuna 'uyum' diye, 'mini demokrasi' diye, ne ABD, ne AB, ne de İsviçre gibi AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerinde VAR OLMAYAN yasalara uyuyormuş gibi yapıp; TCK'nın hiçbir demokraside dengi bulunmayan 159 ve 312. maddelerinin kapsamı genişletilmeye kalkıldı; Radikal gazetesinin başlattığı kamusal mücadele sonucu, eski hallerinin üstüne oturuldu. Oysa bu maddelerin eski halleri de demokrasi rejiminin temel hakkı, basın ve ifade özgürlüğünün baştan aşağı ihlalinden ibaret!

TBMM'ye kendi eliyle sunduğu 'uyumsuzluk' paketi hakkında, 'içime sinmemişti' diyebilecek kadar ideal, ilke ve belkemiği babında mülayim bir insan olan Hikmet Sami Türk, 159 ve 312. maddelerin eski halleri üzerine oturtulduğu Meclis oturumunda ve gururla: 'Zaten hapisanelerde TCK'nın 159. maddesinden hükümlü ve tutuklu bulunmadığını,

' bildirmiş. Herhalde kendisi sayesinde değil! Çünkü bırakın onlarca meslektaş ve arkadaşımı, yalnızca benim hakkımda H.S. Türk yönetimindeki Adalet Bakanlığı'nın açtığı dava sayısı, DÖRT. Bizzat H.S. Türk'ün açtığı bir adet de asliye ceza davası var. Elbette beraat ettim çoğundan. Ama H.S. Türk, elinden geleni yaptı ve yapıyor özgür basını hapse tıkmak için. Meclis kürsüsünden 'içeride kimse yok' diye böbürlenmesi abes midir, yoksa yargılananları

'tahkir ve tezyif' mi sayılmalıdır?

Kararı vicdan ve mantığınıza bırakıyorum. Çünkü ilgili mercide mantığın ne vicdanlısı var ne vicdansızı.