Analık ve doğurganlık
Radikal · 1 Mart 2002
Mine G. Kırıkkanat
Armut nasıl dibine düşerse, kızlar da dönüp dolaşıp anaların eteğine ilişir. Anne ölür, özlemi büyür. Yokluğu, varlığından daha yoğundur. Ve kızlar, er geç annelerine benzemeye başlarlar. İşte bendeniz de: 'Bugün ne yazayım, bugün ne yazayım?' diye dolaşırken ortada, düşündüm ki, annem de benzeri bir soruyla başlardı köründe kalktığı her sabaha: 'Bugün ne pişireyim? Bugün ne pişireyim?'
Bu sabah, naçiz yazarınız da 'Kimi pişireyim?' derdiyle başladı güne. Örneğin, 'Ben size dememiş miydim?' diye kaynatabilirdim. Bülent Ecevit'in yüzündeki 'iyilik' Rahşan hanım tarafından "Allah'ın işi..." diye tanımlanmış, ben ise, "Allah'ın işinin adı kortizondur, östrojen de olabilir..." diye yazmıştım bir hafta önce. 'Allah vergisi' hekimlik yeteneğim sayesinde üç bin kilometre öteden öngördüğüm tedavi, Prof. Dr. Turgut Zileli tarafından doğrulandı: Kortizonmuş verilen ilaç. Ancak naçiz yazarınız, çarıklı erkânıharp hekimlik iddiasında bir adım daha ileri gidiyor ve ısrarla tekrarlıyor: Östrojen de veriliyor olması gerek, veriliyorsa eğer, 'dişilik' hormonu olduğundan söylenmiyordur. Verilmiyorsa, bence hemen başlamaları gerek!
Ahhh... Keşke ben doktoru olsaydım sayın Başbakanımızın, öyle bir iyi ederdim ki kendisini, değil gelecek seçimlere katılmak, durduğu yerde duramazdı vallahi, yürümek ne demek, tazı görmüş tavşan gibi zıplaya koşa.. kaçardı.
Denemek ve görmekle elde edilen 'ampirik' bilgi, hemen tüm bilim dallarında, doğruluğu zaman içinde kanıtlanan kuramların kaynağı olmuştur, sevgili okurlar. Örneğin hekimlerin babası Hippokrates'in ampirik bilgiye dayanarak M.Ö. 350'ye doğru yaptığı bir varsayım, yalnızca birkaç yıl önce kanıtlandı. Hippokrates, hamile kalmak istemeyen kadınların döl öldürücü bir salgı ürettiklerini ileri sürmüştü. Bugün bilim, hiçbir fiziksel eksikliği olmamasına karşın hamile kalamayan kadınların, bilinçaltında çocuk istemedikleri için spermatazoidleri yok edici nitelikte bir kimyasal ortam hazırladıklarını saptadı. Ve söz konusu salgıya karşı, erkeğin kan örneğini taşıyan bir aşı geliştirildi. Bilinçüstü çocuk isteyip hamile kalamayan kadınlara, suni döllenmeden önce bu aşı yapılıyor artık.
Hippokrates'in Eski Yunanca metinlerini ve yeminini güncel Yunancaya çeviren araştırmacı
yazar dostum Elias Petropulos, iki bin küsur yıllık varsayımdan söz eder ve ben dört kulak kesilmiş dinlerken, birden kendi gözlediğim 'ampirik' bir deneyi anımsadım. Çok sevdiğim bir Fransız çifti, illaki erkek çocuk istiyor ve sürekli kız çocuk sahibi oluyordu. Sürekli derken, abartma yok, tam beş kızları oldu. Oğlan olmadı. Yüreği iyilik ve cömertlik dolu, ama koyu Katolik bir çiftti, bebeğin cinsiyetini asla önceden bilmek istemediler, ültrason taramasını reddettiler ve hep, 'Allah ne verdiyse' dediler. Ne var ki kadın, her hamile kaldığında yataklara düşüyor, aralıksız kusuyor ve yatarak geçirdiği dokuz ayın sonunda doğan çocuk, mutlaka bir yerinden sakat oluyordu. Birinin kalbi delikti, diğerinin ağır solunum, bir başkasının vahim kulak sorunu vardı, vb. Tabii ki o çocuklara gözleri gibi baktılar, hepsi gerekli ameliyatları oldu, şimdi kocaman kızlar. Ama ben C.'nin hamileliklerini hiç unutamadım. Ne zaman hamile kalıp yatağa düşse, "Tamam," diyordum içimden. "Yine bir kız..." Çünkü C., gövdesindeki minik varlığın 'kız' olduğunu özünde hissediyor ve.. yok etmese de zarar verebilecek kadar mücadele ediyordu yavrusuyla.
Tecavüze uğrayan kadınların hamile kalışları, bugünkü bilimsel bakışla, döl öldürücü salgıyı üretmek babında 'hazırlıksız' yakalanmalarıyla açıklanıyor.
Türkiye'deki nüfus artışına bakılacak olursa iki ihtimal var: Ya gerçekten çocuk seven bir milletiz ya da kadınlar çoğu kez 'hazırlıksız' yakalanıyorlar üretime. Doğan çocuklara reva görülen yaşam düşünülecek olursa... Analıktan çok, doğurganlık var bizim ellerde.