Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Hak alınmaz,verilmez!

Radikal · 2 Mart 2002

"Bir halk/zincire vurulmuş/soyulmuş/

susturulmuşsa/özgürdür henüz.

İşsiz bırak/pasaportunu al/yemek yediği masayı/uyuduğu yatağı/zengindir hâlâ.

Bir halk/yoksul ve tutsaktır/dili çalındığı zaman/dedelerinden kalan/ve kayıptır artık."

Ignazio BUTTITTA (Sicilya)

1970 darbesi öncesi, sırası ve sonrasını yaşayanlar bilir: Sol sloganlardan biriydi, 'Hak verilmez, alınır!' diye haykırırdı gençlik. Ta ki ümüğü 1980 darbesiyle sıkılana kadar. Ne kimse hak verdi gençlere, ne gençler söke söke bir hak alabildiler ve hatta, daha önceden 'hediye' verilenleri de yitirdiler. Oysa slogan doğruydu. Hem de evrensel ölçüde bir doğru. Dünyanın her yerinde insanlar, her hakkı söke söke aldılar. Acaba bizde niye böyle oldu?

Sanırım gençler, kendi haklarını değil, başkalarının hakkını savundukları için alamadılar. Halkın hakkını. Türk halkı, hak mak istemiyordu ki... Atatürk cumhuriyetinin sunduğu özgürlüğü ve eşitliği istemeyen kadınlar, gittiler kendi kendilerine tutsak oldular hacılara, hocalara, kocalara, türbanlara, çarşaflara ve din yasaklarına. Kadınların istemediği hakları, erkekler illaki verecek değiller ya, onların da işine geldi tabii günah münah, kerevete çıkıp oturmak

Bugün Türk halkının yüzde otuzu, hangi partiye oy verirse versin, dinci. Dolayısıyla 'hak'tan, din yasaklarını

'özgürce' koyabilmeyi ve zorla uygulamayı anlıyorlar. Ama bu tablonun mimarları, 1940'lı yıllardan öteye Türkiye'de düşünmeyi ve ifade özgürlüğünü yasaklayanlar. Solcu gençliğin boynunu vuranlar, bazen abuk sabuk da olsa ideallerini boğanlar. ODTÜ'lü gençler, Kemal Derviş'e 'kurtuluş devrim' demişler. Derviş de uygar uygar dinlemiş. Çünkü biliyor, hangi halka devrim yaptıracak, hangi halkı ayaklandıracaklar? Üç buçuk zengini mi, iki buçuk aydını mı? İlk seçimde tek başına iktidara gelecek, gelir gelmez de ilk iş üniversiteleri tesettüre sokacak dinci Tayyip'in seçmenlerini mi? Türkiye'nin her yanında, öteki üniversitelerde kendileri gibi öğrencilerin her gün dayak yedikleri boz kurtçukları mı? Altı karıyla 32 çocuk yapan ağaları mı ayaklandıracaklar, yoksa karılarını mı? Gecekondusunu müteahhite verip köşeyi dönen marabaları mı ya da iki göz de ben kondurayım da aynı yolu tutayım diye geceyi bekleyen sıradakileri mi?

Türkiye elbette bunlardan ibaret değil. Aşsız, işsiz, çapulsuz gariban çok. Hatta milyon. Bakın onlar 'devrim' yapabilir günün birinde. Peki ama, yukarıda saydıklarımın eli armut mu devşirecek dersiniz? Onların sayısı daha mı az? Hangileri daha becerikli çıkar dersiniz? Bugüne kadar HANGİ takım kazandı?

Bırakın top tüfeği, kimler 'sivil' silahlı? Herhalde solcular değil. Türkiye'de hak alınmaz ve verilmez. Kazayla verileni de, kullanılmaya kalkılırsa geri alınır. İşte size son örnek, Kürtçe eğitim istemiyle dilekçe veren 30 öğrenci, İstanbul Üniversitesi'nden atılmış. 38'ine de uzaklaştırma cezası verilmiş. Bu öğrencilerin, yalnızca gösteri yürüyüşü yaparken polis tarafından nasıl dövüldüklerini gözlerimle gördüm. Öylesine gözleri dönmüştü ki polislerin, arada kendi kameramanları da dayak yedi. Söz konusu dilekçe furyası, PKK'nın bir oyunu olabilir, doğrudur. Ama dilekçe vermek de yasal bir haktır, Türkiye'de bile! Bu çocuklar dilekçelerini güzel güzel verseler, yetkililer de kendilerini uygar uygar, kabul ya da ret diye yanıtlasalar, söyleyin lütfen ne yitirir Türkiye?

Şimdi ne kazanıyor? 68 adet potansiyel isyancı, çünkü dövülmüş, çünkü horlanmış, aşağılanmış ve eğitim hakkı elinden alınmış 'yitik' insan kazanmıyor mu? Hangi devlet baskı ve üstelik gereksiz şiddetle ayakta kalabilmiştir? Baskı, şiddet ve yasak, hangi bütünlüğü ne kadar süreyle sağlayabilmiştir?

Türkiye'de devlet, kendi kalesini kendi çökertiyor. Yıkıcılara gerek yok.