Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Napoliten felsefe

Radikal · 3 Mart 2002

'Cavaliere' Sgueglia, ayarı dakik bir adamdı. Kırk altı yaşında bekârdı. Üç çocuk, bir koca 'mamma'sı kız kardeşi Rosa ile Torretta caddesinde bir hırdavatçı dükkânı işletiyordu.

Sgueglia, kendini bildi bileli, yani pederi öleli beri her sabah 8.20'de evinden çıkar, Fontana'da bir kahve içer, saat tam 9.00'da dükkânın kepengini açardı. Donna Rosa daha geç gelirdi işe, çünkü evden çıkmadan önce hane halkını doyurmak, bulaşıkları yıkamak zorundaydı. Dükkâna vardığında kasaya oturur ve bir gözü müşterilerde, diğeri orayı burayı karıştıran çoluk çocukta, mukayyet olurdu ekmek teknesine.

Öğle tatilinde, hırdavatçı 'Cavaliere' dükkândan çıkmazdı. Kepengi indirir, Donna Rosa'nın ardiyedeki küçük gaz ocağında kendisi için hazırladığı yemeği yerdi. Rosa evine koşar, aç hanedanını beslerken, yine ardiyedeki kanepeye uzanır ve demir tel bobinleriyle boya kutularının arasında kestirirdi birazcık.

Saat tam akşam 8'i çalarken, Sgueglia dükkânı kapar ve dört yılda ancak dört bin kilometre kat eden Fiat 1100'üyle Posilippo Caddesi'nin yoğun trafiğine dalar, arabasından iner, yalnız yaşadığı evine girerdi. Kendi hazırladığı bir tabak makarna, biraz televizyon ve cup yatak. Ne eş dost ziyareti, ne de sinema. Hiçbir dış etken çıkaramazdı Sgueglia'nın yaşamını raylarından. Yalnızca pazar günleri, o da öğle yemeklerini, 'değişiklik olsun' diye kız kardeşinin evinde yerdi.

O dehşet verici perşembe gecesi, saat 01.30'a

doğru, Sgueglia'nın telefonu acı acı çaldı. Kalp çarpıntıları içinde yapıştığı ahizede, kayınçonun sesi vardı. Rosa apandisit teşhisiyle hastaneye kaldırılmıştı. Zavallı hırdavatçı, 'Geliyorum!' dedi ve alelacele giyinip arabasına koştu. Ama Fiat 1100 ortada yoktu! Olması gereken yerde üstü özenle örtülü bir araba vardı. Henüz tam uyanamayan Sgueglia, arabanın çevresini dört döndü, sonunda örtüyü kaldırmayı akıl etti. Bir de ne görsün? Araba kendisinin arabası, koltukları güzelce yatırılmış ve içinde mışıl mışıl biri uyuyordu!

İşsiz ve evsiz Gennaro Esposito, üç yıldır hırdavatçının arabasını 'ev' olarak kullanıyordu. 'Cavaliere'nin dakik ayarından yararlanarak, her akşam tam 11.30'da arabayı mesken tutuyordu. Gennaro, geçici bir

'misafir' değildi. İçinde yastık, battaniye ve araba örtüsünü taşıdığı bavulunu da, ertesi sabah erkenden kalkıp, sahibinin hiç kullanmadığı bagaja yerleştiriyordu. Hatta arabayı temiz bırakmak için, küçük bir süpürge bile edinmişti! Tabii kokusu kalıyordu. Ama bu kokuyu üç yıldır duya duya alışan Sgueglia, sonunda 'Fiat kokusu' olarak benimsemişti.

Hırdavatçının çığlığıyla uyanan Gennaro da bir çığlık attı: "Cavaliere, bu saatte ne arıyorsunuz burada?" Hırdavatçı: "Kardeşim Rosa hastanede..." derken ayıldı, "Ya sizin ne işiniz var arabamda?"

"Nee? Donna Rosa hasta mı?" diye telaşlandı Gennaro. Hırdavatçı, "Siz, ne hakla, benim arabamda!" diye bağırmayı sürdürürken, Gennaro durumu kontrol altına aldı: "Bakın Cavaliere, kim olduğumuzu tartışacak zaman değil, aileden biri farz edin beni, bu halde yalnız bırakamam sizi, atlayın gidiyoruz hastaneye!"

Sgueglia ve Gennaro, geceyi hastanede ve birlikte geçirdiler. Rosa'nın ameliyattan çıkmasını beklerken, doğrusu çok destek oldu aileye, kayınçoya 'komşum' diye tanıtılan Gennaro. Sabah ayrılırken, Sgueglia bir daha arabasında yatmayacağına yemin ettirdi işsiz evsizi. Ama ne olur ne olmaz diye, Fiat 1100'ü satıp, üstü açık bir araba aldı kendine...

Öykü gerçek, sevgili okurlar. İtalyan felsefe tarihçisi Luciano De Crescenzo'nun Fransa'da yeni çıkan "Bellavista dedi ki.." kitabından aldım. Bu kez Napolitenlerin

'sokak felsefesi'ni anlatan bu usta yazarın her satırı ayrı lezzetteki bilgelik örneklerini zaman zaman yine paylaşacağım sizinle.