Pembe Hayaller
Radikal · 9 Mart 2002
'Türkiye 1989'dan öteye, dünyada en radikal değişimi gösteren ülkedir. Türkiye, geleceği çok önceden gören ve hesaplayan Atatürk'ün demokratik, laik ve yüzü Avrupa'ya dönük, anti-Nazi hedeflerinden şaşmayan, her zaman herkese açık bir ülke olma özelliğini sürdürüyor. Bölgesinde, Asya ve Balkanlar'da önemli etkisi var. İstanbul; Rusya'dan,
İran'dan, Irak ve Suriye gibi ülkelerden insanların buluştuğu, rahat soluk aldığı bir metropoldür. İstanbul, Batı'ya ilk adımın atıldığı bir kavşaktır. Tarihten günümüze, kültürel özellikleriyle bu kent, komşu ülkelerin rahat soluk almalarını sağlayan bir ciğer vazifesi görmektedir. İran'a laiklik ne zaman gelecek bilemiyorum ama, şimdiden Türk modelini uygulamak arzusunun sinyallerini veriyor. Örneğin İranlı bir aile, İstanbul'a geldikten iki gün sonra başörtülerini çıkarıp rahatlıkla gezebiliyor artık.
Türkiye, demokratikleşme konusunda da hızlı adımlar atıyor. Hapishaneleri modernleştirme çabaları sırasında, arkadaşlarını ölüme gönderecek kadar gözü dönmüş bir cinayet gurubunun direnişine rağmen, modernleştirme gerçekleşmiştir. Türkiye'nin seçeneğini Avrupa'dan yana kullandığını unutmamamız gerekir. Demokrasi yolunda attığı adımlardan geri dönmesi söz konusu değildir. Sorunlar yok mudur? Vardır. Örneğin Güneydoğu'da. Meclis'te her gün yeni yasalar kabul ediliyor, Kürt sorunu henüz çözülmedi belki ama, olumluya gidiş var. Ordu, Türkiye'de halen en saygı duyulan kurum. Bazı İslam ülkeleri, demokrasi ve laikliğin bekçisi olduğunu kanıtlayan, liberalizmden yana Türk ordusu modelini örnek almak istiyor. Erbakan hükümeti sırasında, içki verilmeyen bir kokteylde bir generalin dışarıdan Rakı getirterek, herkesin önünde içtiğini biliyor muydunuz? Ardından 28 Şubat oldu, İslamcı Erbakan hükümeti darbe yapılmadan iktidardan uzaklaştırıldı. Kimse yaralanmadı, ölmedi, hapse girmedi. Türkiye'nin iyi gidişatını bazı ülkeler sabote ediyor ama, ekonomiyi düze çıkarma çalışmaları aralıksız sürüyor. Türk şirketleri büyük işler yapmaktadır. Örneğin bugün, eski SSCB'den bağımsızlığına kavuşmuş birçok ülke ve Moskova'dan Rusya'nın en ücra köşesi Sibirya'ya kadar, birçok inşaatın üstünde Türk bayrağı dalgalanmaktadır."
Bu sözlerin sahibi, Courrier İnternational gazetesi yönetmeni ve Fransa'nın en saygın dış politika uzmanlarından, Alexandre Adler, sevgili okurlar. Ve bu söylevi önceki gün, Fransız Dış Ticaret Merkezi'ni dolduran 110 Fransız şirket yetkilisine çekti. Türkiye'ye yatırım yapsınlar diye...
Adler'in dedesi demiryolcu, ninesi gönüllü hemşireymiş bir zamanlar İstanbul'da. Haydarpaşa ve Moda'da otururlarmış. Küçük Alexandre, zaten İstanbul doğumlu annesiyle birlikte ziyaretine gelirmiş ninesiyle dedesinin. Yazları onların yanında geçirirmiş tatillerini. Bir gönül bağı var ki Türkiye'ye, zehir zemberek dili, bizim ellere gelince bal damıtır. Örneğin televizyonda konuşur, açık oturumun konusu Türkiye ile yakından uzaktan ilişkili değildir, ama döndürür dolaştırır bize getirir, mutlaka iyi bir laf sıkıştırır araya. Ne zaman Türkiye'ye dönük bir girişim söz konusu olsa, ne para ister ne pul, iki arada bir derede kopar koşar, en vahşi eleştirilere karşı savunur ülkemizi. Tabii ki Yahudi asıllı bir Fransızdır Adler. Başka türlüsü olabilir miydi?
Alexandre Adler, elbette aşırı iyimser Türkiye hakkında. Elbette hak etmediğimiz bir hoşgörüyle bakıyor ülkemize. Ama yine de, arada iyi geliyor onu dinlemek. Güzel bir rüya görür gibi.
Hele Türkiye'de, Avrupa'nın 'düşman' ilan edildiği bugünlerde.
Keşke gerçek olsaydı, Adler'in hayalindeki
'hal ve gidişat pekiyi' Türkiye.