Bakan’ol adalet
Radikal · 13 Mart 2002
Yargıtay Onursal Üyesi Çetin Aşçıoğlu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na bir
mektup yazdı. Birer kopyasını Adalet Bakanı H. S. Türk'e ve basına gönderdi. Başlı başına bir 'n'adalet' ibreti olan bu mektubu, özetliyorum:
"Sayın Yüksek Yargıçlar, Mersin'de bir toplantıya katılmak üzere Adana Havaalanı'nda
uçaktan indiğimde (25.01.2002), kalabalık bir topluluğun tek sıra halinde birilerini karşılamak için beklediğini ve sayın Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün de kendilerine doğru yürüdüğünü gördüm. Sayın Türk, kendisini bekleyenlerin arkasına geçince, topluluk da askerlere taş çıkaracak bir düzenle geri dönerek saygı duruşunu sürdürdü.
Ancak Bakan, VİP salonunun kapısına yönelince topluluk da sıkı düzen yürüyüşünü bozarak, arkasına takıldı.
Sayın Yüksek Yargıçlar, bu karşılayıcı topluluk, yargıçlardan oluşuyordu.
Adana'da bir hukukçu arkadaşım, olayın devamını aktardı: Söz konusu 'karşılama törenine' katılan yargıçların bir bölümü, iki gün sonra Adalet Bakanı'nı bu kez Ankara'ya uğurlamak için yine havaalanındaydılar ve başkentteki sis nedeniyle uçak kalkmayınca, beş saat beklemek zorunda kalmışlardı!
Sayın Yüksek Yargıçlar, çağdaş bir yargı düzeni kurabilmiş ülkelerin hiçbirinde yargıçlar; görevi, ünü, konumu ne olursa olsun bir politikacının, karşılamak için bile olsa ayağına gitmez, bu evrensel yargıç etiğinin ve kimliğinin gereğidir. Tersi durumda, 'bağımsız, yansız ve özgür yargıç kimliği yerine, kulluk töresinin egemen olduğu memur kimliği' yaygınlaşır. Bu durum gerçek olmasa bile, böyle bir görünüm, yargıya ve yargıca duyulması gereken güveni tartışılır hale getirir. Hak aramanın son kapısına başvuranların yüreklerine, daha işin başında yargıçların nesnel ve objektif yansızlıkları konusunda kuşku düşer, yargıya inanç sarsılır.
Atatürk'ün adalet bakanlarından Mahmut
Esat Bozkurt, gemiyle çıktığı bir gezi sırasında Alanya'ya uğradığında, kendisini karşılayanlar, 'aralarında yargıcın bulunmadığını' söylemeyi ihmal etmezler. Bozkurt, şu yanıtı verir:
'O yargıçtır, biz ona gideriz...'
Bir adalet bakanının, iyi niyetle bile olsa
ayağına giden yargıçların bulunduğu bir ülkede, kimse yargının bağımsız görünüm verebildiğini savunmamalı. Savunmamalı ki, sorunlara çözüm bulunsun."
Bu ülkede, sevgili okurlar, tüm politikacılar, uluslararası kamuoyunun ilgilendiği herhangi bir mahkemeye değgin, örneğin Abdullah Öcalan ya da Uzanlarla ilgili davalar konusunda 'dış' baskı ve soruların tamamına: "Türkiye'de yargı
bağımsızdır!" deyip çıkarlar işin içinden.
Doğrudur. Türkiye'de yargı, özellikle evrensel hukuk ve çağdaş adalet sistemlerinden tamamen bağımsız olup; yalnız ve yalnız ulusal iktidarlara ve yerel politikacılara bağlıdır.. göbeğinden.
İşte bu yüzdendir ki, bu ülkede bir Mehmet Ağar BİLE Adalet Bakanı olabilmiştir. İşte bu yüzdendir ki, yukarıdaki mektubun gönderildiği Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na, Arif Yüksel diye bir üye atanabilmiş ve halen Danıştay üyesi olabilmiştir. Hakkında hiçbir şeycikler söylemiyorum, bilen bilir. İşte bu yüzdendir ki, zamane Adalet Bakanı H. S. Türk, bir yandan AB'ye 'uyu' yasaları hazırlamakta, bir yandan da, Radikal gazetesine 15, Milliyet gazetesine 6, Hürriyet gazetesine 19 dava açabilmektedir (Bk. Murat Çelikkan'ın
yazısı 09.03.2002 Radikal). Basın özgürlüğüne
olduğunca, yargı bağımsızlığına da öylesine saygılıdır ki H. S. Türk, daha davaların sonucunu bile beklemeden, hakkındaki haberlerin hakaret oluşturduğuna kendi kendine karar vermiş ve aynı gazetelerin resmi ilan ve reklamlarını kestirmiş yani cezalandırmıştır bile.
Çünkü H. S. Türk'ün 'karşılayıcı' yargıçları vardır.
Ama Türkiye'de, kimseyi karşılamayan ve
H. S. Türk dahil herkesin karşısına dikilebilecek yargıçlar da vardır.
Birinciler geçer, ikinciler kalır ve... Yargı onurunu onlar kurtarırlar.