Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Protez yaşamlar

Radikal · 16 Mart 2002

Her şeyin hızla değiştiğini sandığımız dünyada, aslında hiçbir şeyin değişmediğini, yalnızca dönüştüğünü düşündüğüm zamanlar

oluyor. Örneğin son yıllarda yeni bir mahpusluk türü geliştirildi (sanıyoruz!): Kimi ülkelerde hafif suçlu ya da cezasının bitimine az kalmış mahpuslar, elektronik kelepçe denilen aletle içerde değil,

dışarda sürdürüyorlar tutsaklıklarını.

Geçmiş yüzyıllarda suçlu tutsaklar prangaya vurulurdu. Suçsuz tutsaklar, alınıp satılan esirler ise birbirlerine zincirlenerek gezdirilir ve çalıştırılırlardı. Demokratik dünya ve bilim ve tekniğin yeni tutsaklık için bulduğu en son yenilik ne peki? Pranga ve zincir yerine, elektronik kelepçe. Birincilere vurulanlar, zincirlerinin uzandığı yere kadar özgürdüler, ikincilere vurulanlar ise 'manyetik alan kapsamı' kadar! Demokrasi ve eşitlik uygarlıkları, insanlığın özgürlük ve tutsaklık hallerine, getire getire işte bu kadarcık bir fark, değişim bile değil, dönüşüm getirebildi ancak.

Elektronik kelepçe uygulaması henüz yaygın değil. Örneğin Fransa'da eylül ayından öteye başlayacak. İngiltere'de ise başladı. Her kuramın uygulama sürecine sakladığı sürprizler gibi, elektronik kelepçenin de ilk beklenmedik sonucu, küçük bir İngiliz kentinde alındı. Le Monde gazetesinde, Pierre Georges'un leziz kaleminden izledim: Tony Higgins adlı tutuklu, cezaevinde ayak bileğine takılan elektronik kelepçe eşliğinde 'koşullu ve kısıtlı' serbest bırakıldı. Koşul, Higgins'in gündüzleri belli bir bölgeden ayrılmaması, kısıtlama ise akşam belli bir saatte eve dönüp, tüm geceyi evinde geçirmesini öngörüyordu. Özgür tutuklu Higgins'in modern prangası, ayak bileğine cezaevinin anlaştığı uzman kurum yetkilileri tarafından takıldı. Ancak söz konusu yetkililer, biraz dikkatsizdiler. Elektronik kelepçeyi, Higgins'in... takma bacağına geçirdiler.

Tek bacaklı Higgins, takma bacağının vücudunun ayrılmaz bir parçası olmadığını söylemedi tabii. Güzel güzel evine gitti, hayatını yeniden kurguladı. Akşam olunca koşul konulan saatte eve dönüyor, protez bacağını köşeye oturtup, kendisine gerçekten bağlı tek bacağıyla gezmeye çıkıyordu. Öyle çok da uzağa gidiyor sayılmazdı. Gecelerini televizyon karşısında geçirecek yerde, mahallenin 'pub'ında sulamayı tercih ediyordu yalnızca. Elektronik kelepçi sistemi, evdeki telefona bağlıydı. Kelepçe, düzenli aralıklarla bir sinyal veriyor, telefona yerleştirilen alet de bu sinyalleri düzenli olarak adaletin infaz takip merkezine gönderiyordu. Elektronik adalet, Higgins'in örnek mahkûmiyetiyle ne kadar övünse yeriydi. Higgins'in yedek tutsak bacağı, her gece, her gece sektirmeden tutuyordu ev nöbetini. Ancak gecelerden bir gece, yüzyılın teknolojik infaz sistemi şapa oturdu. Telefona konulan alet bozuldu. Higgins'in evine gönderilen acil tamirat ekibi bir de ne görsün? Higgins, bacağının olduğu yerde değil!

Sonunda Higgins, bacağının olmadığı yerde,

her gece öteki bacağını vidaladığı bar taburesinin üstünde bulundu. Ama İngiliz yargısı, böylesine bir mizah kahramanını yeniden içeri tıkmadı. Yalnızca, elektronik kelepçeyi söküp, öteki bacağına taktılar. Şimdilerde Higgins, protez bacağını gönderiyordur herhalde 'pub'a. Tutukluluk dediğin parayla değil, sırayla.

Ya her gece, sevmedikleri eve, sevmedikleri kadınlara ve erkeklere dönen tutsaklar? Ya her sabah sevmedikleri işlerde tutuklu çalışanlar? Onların protez özgürlükleri bile yok. Yaşamları protez sayılmaz mı biraz?