Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Altı kaval,üstü ulusal

Radikal · 27 Mart 2002

30yıldır AB sahanlığında bekletilen Türkiye, tam sahanlığı 'yemek odası'ndan ayıran kapının önüne geldi ki, kimilerini aldı bir korku: 'Ulusallığımız elden gidiyor!' diye. Adama 30 yıldır aklın neredeydi diye sorarlar da, haydi neyse, sormadılar diyelim;

ama asıl sorunun AB'ye girip girmemekten öte Türkiye'nin ulusallıktan ne anladığının olduğu hâlâ kimsenin aklına gelmiyor. AB karşıtlarını bırakın, yandaşları bile, 'Girek de, kendimize müstemleke muamelesi çektirmeyek!' havasını çalmaktalar.

Oysa...

İstimlak ve müstemleke kavramları, AB felsefesine taban tabana zıttır. AB ile saç saça baş başa dövüşmek bile bu ortaklığın 'eşitlik' ilkesine dayalı ve zaman zaman Türkiye'ye yöneltilen sert eleştiriler, aslında Türkiye'nin 'eşit' muhatap kabul edildiğini kanıtlamaktadır. Cennet ülkemiz AB'ye girerse ki, ben gireceğine inanmıyorum; diğer üyelerle eşit haklara sahip olacak ve onlarla birlikte, AB'nin nihai hedefi olan federatif

sistem sürecinde, elbette 'ulusalcılığı' bir yana bırakıp tüm üyelerin ortak olduğu

'uluslarüstü' yönetime katılacak ve uyacaktır.

Ancak, Türkiye'nin AB üyeliği için ve AB

sistemi içinde vazgeçeceği bir ulusallığı kalmış mıdır, var mıdır hâlâ?

Başta ABD'ye karşı? Amerikan yardımı ve borçlarıyla ayakta duran bir ülke; Dünya Bankası ve IMF 'höt' dese yıkılacak ekonomisi, altüst olacak sosyali, Washington'a bağlı serum şişeleriyle ne kadar ulusaldır ve hangi davayı, hangi çıkarı ne süreyle savunup koruyabilir? Örneğin halen, AB ve bölge ülkeleri ABD'nin Irak'a saldırmasına 'he' dese, Türkiye nasıl önler ulusal çıkarlarına aykırı bu savaşı?

Topraklarındaki üsleri kullandırmamak gibi

'ulusal bir lüks'ü var mıdır?

Ankara yapması gerekeni yaptı ve Irak konusunda sıkı durdu ABD'ye karşı. Ama tek

başına değildi. İngiltere ile İsrail haricinde hiçbir dünya ve bölge ülkesi onaylamıyor ABD'nin Saddam operasyonunu. Bu yüzden 'bilinmeyen' bir tarihe ertelendi Amerika'nın ipe sapa gelmez Irak saldırganlığı. Türkiye tek başına 'hayır' deseydi, engellenebilir miydi?

Türkiye'nin AB'ye karşı heyheylenen ulusallığı, aslında yarım yüzyıldır ABD kazığına geçirilmiş, kazığın ucu da son krizde gırtlağından görünmüştür. Üstelik çok tuhaftır: Avrupa'nın istediği bütün iktisadi reformları kuzu kuzu yapmışken, salt insan hakları ve sosyal düzenlemelere sıra gelince tutmuştur ulusallık krizi, nedense topluma demokratik haklar ve Avrupa standardında özgürlüklere gelince sıra, 'Vatan elden gidiyor!' çığlıkları atılmaya başlamıştır. Türkiye'nin ulusal çıkarları, hak ve özgürlükleri kısıtlı bir toplum mu gereksinmektedir? Eğer tam da demokrasi olmayan bir demokrasi, söz ve ifade özgürlüğü kısıtlı bir ulusla korunuyorsa ulusal çıkarlarımız, niye bugün bu haldedir devlet, niye millet bu hallere düşürülmüştür o zaman? Neden ABD'ye çoktan peşkeş çekilen ulusalcılığımız değildir, tartışma konusu olan?

Türkiye'nin geniş geneli, AB'ye girersek demokratik, çağdaş ve uygar bir ülke olacağımızı düşünüyor. Oysa dostum Ali Sirmen'in de doğru tespit ettiği gibi, Türkiye ancak demokrat, çağdaş ve uygar bir ülke olursa AB'ye girebilir. Eğer olanı dengeli paylaştırmayı becerirse, varsıllık

istimi de arkadan gelir.

Müstesna vatanımızın mutena etkili ve yetkililerinin bir başka tuhaflığı da, bir yandan 'ulusal çıkarlarımız'a karşı ilan ettikleri AB'nin ev ödevlerini, öte yandan yarım yamalak ya da yanlış yaparak 'baştan savmaya' çalışmaları. Örneğin Kürtçe televizyon açmazında 'ulusalcı' çareyi, TRT'nin Kürtçe yayın yapmasında bulanlar var. Oysa AB, böyle bir televizyonu devlet kursun demiyor ki! AB'nin Türkiye'ye bu konuda koyduğu koşul yalnızca yasal bir düzenleme: Kürtçe yayın olanağı. O kadar. Niye milletin vergileri, bizim paramızla yapılsın Kürtçe yayın? Sürü sepet holding sahibi, Karun kadar zengin Kürt işadamı var. Buyursunlar, kursunlar istiyorlarsa kendi dillerinde televizyon. Devletin de RTÜK'ü var.

Ulusal çıkarlar adına doğrudan devlet

güdümlü bir televizyonu savunanlar çok

yanılıyorlar. Dini devletin Diyanet

İşleri'ne bağladılar da şeriat hortlamadı mı? Devlet, kendi kesesinden yani bizim paramızla açtığı ve denetlediği imam hatip dkullarında 'laik cumhuriyetçi' kuşaklar mı yetiştirdi yoksa?

Önümüzde bir demokrasi reçetesi var. Ama ilaçların yanlış dozda alındığı bir tedavi, bırakın iyileştirmeyi, cızlamı bile çektirir icabında.