Kader mavisi keder
Radikal · 29 Mart 2002
Mine G. Kırıkkanat
Çocukların merakları vardır. Özellikle de maviye: "Hava saydam değil mi? Öyleyse gök niye mavi?" Ya da, "Suyun rengi yok ki, peki denizler neden lacivert, yeşil, mavi?" diye sorarlar.
Eğitim, çoğu kez onların bu sorularını yanıtlamaz. Sormayı unutturur, sorgulamayı yasaklar ve öğretileni öğrenmeyi öğretir. ÖÖÖ eğitimi, topluma çook yararlıdır: verilenle yetinmeyi belletir. Kuzu gibi bireyler üretir, söylenmeyeni sormak, gizleneni deşmek, aramak, bulmak türünden eski köyde yeni adet çıkarmak tehlikesini önler. Yersiz sorular soran bebelere uygulanan HSMKT (açılmış hali: Höst sana mı kalmış tekniği), ÖÖÖ ile karıştırılıp damardan zerk edilince, son derece yararlı bir eğitim biçimi olup, ilerde çarnaçar büyüyüp carcar edecek kuzulara, haddini bilmeyi öğretir, sevgili okurlar, haddini bilmeyi!
Ancak çocuklarla başa çıkmak kolay değildir. Sıkı bir eğitimden sonra denizin ve göğün mavisini sorgulamayı güç bela unutan yavrular, erkeğinin sakalı, dişisinin memesi çıkınca biraz, bu kez 'ideal' diye tuttururlar. Aklı başında insanın, feleğin çemberinden geçmiş adamın ideali mi kalır, pardon olur? Olmaz elbette. Ama işte, feleğin henüz çemberine geçiremediği, devletin daha kapısında süründüremediği ya da komisyon alıp köşeyi sıpınişi döndüremediği, yani henüz şeytana işi düşmeyen toy gençliğin idealleri vardır.
İdealleri vardır, gençlerin. Kendi cirolarıyla ilgilenmek yerine, ülkenin bilançosuyla ilgilenirler. Çünkü cepleri henüz dolu değildir. Kafalarını doldurmayı yeğlerler. Gözlerine dolar işareti yerine harfler üşüşür, okur babam okurlar. Çünkü okumaya vakitleri vardır henüz. Okudukça öğrendiklerini sanır, avanaklar. Sanmakla kalsalar, yine iyi. Öğrendiklerini uygulamaya kalkarlar. Hesap sormaya başlarlar.
Yürekleri kendileri için değil, başkası için çarpmaktadır henüz onların. Cömerttirler. Bildiklerini öğretmek, iyilikleri ve güzellikleri paylaşmak, benzerlerine yardım etmek isterler. Çünkü kalpleri genç ve güçlüdür. Henüz teklememektedir. Heyecanlı çırpınışları, deli kanları kendilerinden başkasına da yetecek gibi gelmektedir. Her koyunun kendi bacağından asılacağı günler uzaktır daha. Gençlerin düşleri vardır. Uykuları kısalmamıştır henüz. Buna rağmen şiir yazmaya, aşık olmaya, vatanlarını sevmeye vakit ayırabilirler. Ve ülke sorunlarıyla ilgilenirler.
Ülke sorunlarıyla ilgilenmeye başladılar mı, gençlerin eğitiminde ikinci aşamaya geçilir, sevgili okurlar. Ülkemizdeki gençliğin ikinci aşama paralel eğitimini, PSS (paramiliter saldırı sistemi) kullanan görevliler üstlenir. Önce polis vurur. Göğün, denizin rengiyle uğraşmaktan caydırılan gençler, bu kez ülke sorunlarıyla ilgilenmemeyi öğrenmek üzere, dövülür de dövülürler. Ölmezlerse, yargıç önüne çıkarılırlar. Hapislerde iyice adam olup çıkar ya da çıkamazlar.
Derken ülke, denizlerin ve göklerin niçin mavi olduğunu hiç merak etmemiş düşsüzlere ya da yitirmişlere kalır. İdeallerini tüketmiş, şiirlerini unutmuş, aşklarını bitirmiş, heyecanlarını yenmiş, yüreği tekleyen mavi gömlekliler, mavi tayyörlüler iktidara gelirler. Onların vakti yoktur artık okumaya, öğrenmeye. Çünkü her şeyi bilmekte ve bildiklerini kendi benlikleriyle paylaşmaktadırlar. Benliklerinin hizmetindeki bencillikleriyle, koltuklara kurulurlar. Maviyi yalnızca gömlek, elbise ve kravat olarak düşünen bu insanlar, gençken inandıkları ne varsa üstüne otururlar.
Kendi gençliklerinin mezarıdır onlar.
Peki siz, denizin ve göğün niçin mavi olduğunu hiç merak ettiniz mi?