Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Yürek ve ciğer

Radikal · 3 Nisan 2002

Canlılar arasında bir canlı türü insanın, ait olduğu memeliler sınıfındaki arkadaşlarından tek üstünlüğü, beyinsel yeteneğidir. Ve insanoğlu tüm memeliler gibi beyni sayesinde hissedebildiğini, bal gibi bilir. Ama nedense, düşünsel duygusallığına başka bir sakatatı kaynak gösterir: Yüreğini.

Âşık olunca yüreğine ok saplanır. Karşılık bulursa aşkına, sevdiğinin yüreğiyle birlikte çarpar yüreği. İki gönül bir olursa, samanlık seyran olur hatta. Ayrılık, yüreğini parçalar.

Zaten keder de kalbini kırar. Üzülünce kanar. Sevinince coşar. Cesursa yüreklidir, korkaksa yüreksiz. Kahramanların yüreği mangal gibidir. Oysa duyarsızdır manda gibi yürekler.

Başkalarına yardım eden, iyi yüreklerdir.

Kötülük, kötü yüreklerin işlevi. Bazen yüreğiyle bile düşündüğü olur kişinin.

Acaba niçin böyle soyut işlevler yüklemiştir insanoğlu, zaten işi başından aşkın yüreğine?

Sanırım karaciğer, heyecanlandığımızda pıt pıt etmediği için! Yürekten konuşurken karaciğer nereden çıktı demeyin, çünkü insanoğlu bugün 'dudaktan kalbe' pompaladığı tüm duyguları, ilk çağlarda karaciğere depoluyordu, sevgili okurlar. Anımsayın: Prometheus'un karaciğerini deşerek yer kartal, kalbini değil. Çünkü Prometheus'un insanlığa değin düşünceleri, duyguları, haksızlığa isyanı, dolayısıyla ilkeleri, coşkusu ve cesareti yüreğinde değil, karaciğerindedir. Batı kültüründe duyguları önce karaciğer temsil ederdi. Ortaçağ'dan öteye yürek, karaciğerin yerini aldı.

Eski zamanlarda iki ciğer bir olunca samanlık seyran olur muydu bilmem, ama karaciğerin duygusal iktidar döneminden kalan bir şeyler var dilimize, yüreğin yerleşik egemenliğine rağmen.

Örneğin, 'Ah ciğerimin köşesi,' der Çingene, uzaktan sesi yankılanan sevdiceğine. Can ciğer olur birbirini seven arkadaşlar. Korkaklar ciğersizdir. Cesurlar, ciğerini söker alçakların. Soysuzların ciğeri beş para etmez.

İnsan türü memeliler, ciğerde başlayıp yürekte süren yoğunlukların dışında da, sakatatla ifade ettikleri duygulara düşkündürler.

Ben de duygusal bir memeliyim. Pazar gününden

bu yana, köpekbalıklarının yaraladığı bir yunusun çevresinde ördüğünüz insanca duvara bakarak diyorum ki: siz benim beynimin orta direği, ciğerimin köşesi, gözümün bebeği, dilimin sivriliği, yüreğimin sesisiniz. Telefonla, faksla, elektronik postayla gelen yüzlerce mesajla korumaya aldınız beni. Her birinize minnettarım, gazeteme ve şahsıma verdiğiniz destek ve cesaret verici sözleriniz için. Gözünüzün nuruna, elinize, dilinize sağlık, ufkumdan eksik olmayın. Doğru anladınız.

Bilirsiniz yunuslar, köpekbalıklarına yem

olur genelde. Ama bazen, yunuslar yener! Bazen... Ama o bazen gerçekleştiğinde, yunusun, kendisine saldıran köpekbalığını öldürme yöntemi ilginçtir: Çok güçlü burnuyla, dışardan vurarak içerden karaciğerini parçalar köpekbalığının. Kan kusarak ölen canavar, kan kokusuna gelen benzerlerine de yem olur ayrıca.

Türkiye, her anlamda bir dönüm noktasında. Eğer bu ülkeyi, içinde boğulmakta olduğu bataklıktan çekip çıkarmak istiyorsak; her alanda, medyatik, politik, ekonomik, sosyal ve hukuksal anlamda, yunuslar köpekbalıklarını bu kez, yenmek zorunda. Ciğersizlerin, karaciğerlerini parçalayarak ve onları birbirine yedirerek.

Her şey, birbirine bağlı.

Evrim Altuğ'un olağanüstü bir haberiydi:

MSÜ Resim ve Heykel Müzesi, ilk depremde yıkılmayı bekliyor. Paha biçilmez, yeri doldurulmaz eserler, çürümeye terk edilmiş. Koca, eşsiz bir müzeyi kurtaracak para vermeyen devlet ve Türkiye'nin modern sanatını yaşatmak için parmağını kımıldatmayan Kültür Bakanlığı; ABD'de bilmem ne üniversitesine, kişiliği çok tartışmalı Kenan Evren kürsüsü açılsın diye 500 bin doları trınk ödüyor. O 500 bin dolarla, kaçta kaçı yapılırdı acaba Resim ve Heykel Müzesi'nin yıllardır bekletilen restorasyonunun?

Milliyet'in manşetiydi: Türkiye üniversitelerinde, öğrencilerin insanca barınabilmesi için yurt yok, olanı yetersiz, ama camileri pek bol. Dün banka soyguncusu Hizbullahçılar yakalandı, elebaşları bir doktor. Yurt yerine cami yapılan üniversitelerden, banka soyguncusu şeriatçıların yetişmesi garip mi?

Topu topu dört yüz kitaplığı olan bir ülkede,

yüz binlerce camiden verilen vaazlarla geleceğini cennete bağlayan bir toplumdan, yaşadığımız anı ve mekânı cehenneme çevirmesinden başka ne beklenebilir?

Medya, toplumun aynasıdır. Köpekbalıkları, neyin habercisidirler, kimin muhbiri olabilirler ki, karanlık yarınlardan başka?