Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

İnsan çölleri

Radikal · 14 Nisan 2002

Adı güzel beluga, bir tür beyaz balina. Resmine bakıyorum, içimden okşamak geliyor; balinadan çok yunus irisine benziyor, yüzü güleç, gözlerinde muziplik var. Bembeyaz, tertemiz, günahsız bir halk belugalar. Halk dedim, çünkü insan toplumlarına taş çıkaran bir dayanışma, yardımlaşma içinde yaşıyorlar. Islık çalarak konuşuyorlar aralarında, bebeklerini emziriyorlar, birbirlerini sürtünerek okşuyorlar. Daha doğrusu yaşıyordu, konuşuyordu, emziriyordu ve okşuyorlardı. Çünkü ölüyor artık belugalar. 20. yüzyılın başında 5 bin kişilik bir halkmışlar, son sayımlara göre

650 kadar kalmışlar. Üstelik ölüm nedenleri tüyler ürpertici biçimde insansı bir hastalık: Kanser.

Kuzey Kutup Denizi'nin sakinleri belugaların avı, 1979'dan beri yasak. Sayılarının artmasını beklerken, azaldığını gözleyen Montreal Üniversitesi Veteriner Fakültesi bilimcileri, her karaya vuran beluga cesedine otopsi yapmaya başlamışlar 20 yıldan beri. Sonuçları, yeni yayımlandı: Otopsi yaptıkları belugaların yüzde 27'si, kansere yenilmiş. Ve tüm dünyada insan soyunun yüzde 23'ünün, kanserden öldüğü tahmin ediliyor.

Peki neden?

Beluga dediğin sigara da içmez ki...

Meğer insanlara, 'Sigara içme, kanser olursun' diyen Kuzey Amerika Kıtası'nın sanayileşmiş uygarlıkları, Kuzey Kutup Denizi'ni inanılmaz oranda kirletirmiş. Kutup Denizi, Kanada ile ABD sınırında, özellikle Saint Lambert Körfezi düzeyinde, kanserojen atıklarla dolu, en kirli deniz. Çünkü dünyanın en yoğun ve en büyük alüminyum tesisleri burada, boyuna HAP (Hidrokarbür Aromatik Polisiklik) denilen atıkları yığıyor sulara. Halen Saint Lambert Körfezi'nde, 40 bin ton HAP'ın dibe çöktüğü ve her yıl 20 bin tonun da Saguenay Nehri'nden denize aktığı biliniyor.

ABD ve Kanada sınırında, yalnız denizdeki belugalar değil, karadaki insanların ve alüminyum tesislerinde çalışanların yüzde 79'u her gün, içtikleri sudan, çünkü içme suyuna da geçiyor HAP'lar, zehirleniyor ve bölgedeki korku verici mesane kanseri oranı tümüyle bu kirlenmeye bağlanıyor...

İnsanoğlu, kendi soyunun, kendi çocuklarının bilinçsiz katili. Bari kendi soykırımıyla yetinseydi. Ne gezer. Doğayı öldürüyor, o doğaya hiçbir zararı dokunmayan canlı türlerini yok ediyor ve yaptığı kıyım, bir boomerang gibi geri dönüp kendi sonunu hazırlıyor. Ağaçları kesiyor, ormanları yakıyor, vahşi hayvanları katlediyor, suyu, havayı zehirliyor; elini değdiği saf dengeler bozuluyor, kirleniyor. Yeryüzünü, sanki bir cehenneme çevirme yarışında insanlık. Bu hafta başında, kanser hastalığının Türkiye'deki genç nüfus arasında yüzde 20 oranında yayılması tehlikesinden söz edildi. İstatistikler inanılmaz hızda bir tırmanış gösteriyor kanserde. Bir raslantı mı bu? Başta Çernobil, atıkları satıkları hiçbir anlamda denetlenmeyen bir sosyalleşmenin ve sanayileşmenin sonucu değil mi? Bırakın zehir akan ırmakları, denizleri, zehirlediğimiz topraklarda yetiştirip yediğimiz zehirli etleri, sebzeleri, meyveleri... Yalnız İstanbul musluklarından bile zehir akıyor: Üstelik mikropları ve bakterileri öldürmek için konulan

bir zehir, üst düzeyde kanserojen: Klor.

Çocuklar arasında ne kadar arttı kanser vakaları farkında mısınız? Daha şimdiden yüzde 20'lere ulaştık bence.

Ne tuhaf. Çoğaldıkça daha çok kirletiyoruz doğayı ve doğa kirlendikçe daha çok ölüyor, çocuklarımızı da ölüme doğuruyoruz. Yazık. Dünya çapında yazık hem de.

Suların, denizlerin, ağaçların ve hayvanların giderek seyreldiği, kalanın zehirlendiği, insan nüfusunun ise katlanarak arttığı bir dünyada 'yeşil güneş'

dönemine mi yaklaşıyoruz acaba? İnsanların, insan cesetlerinden yapılmış protein tabletleri yiyeceği günlere ne kadar var?