Faşizm kokusu
Radikal · 24 Nisan 2002
Fransa, 21 Nisan gecesi yumruk yemiş gibi sersemledi. Oylar sayıldı, aşırı sağcı ve ırkçı Le Pen'in arkasında 5 milyon 450 bin oy var. Oysa aynı Le Pen, tüm medyalar tarafından dışlanmış, hatta
'şeytanlaştırılmıştı'. Adı bile ağza alınmıyor, reklamı yapılmamaya özen gösteriliyor, yalnızca kötülenmek için anılıyordu. Ama halkın beşte biri, gitti ona verdi oyunu. Üstelik, Le Pen'e oy verenler arasında çoğu Arap kökenli binlerce yabancı, hatta çok ünlü bir Yahudi işadamı var: Paris'teki 'helal' (kaşer) restoran zincirinin sahibi: Jo Goldenberg. "Değişti" diyor Goldenberg, Le Pen için. "Irkçı söylem kullanmıyor artık. Fransa'nın milli değerlerini savunuyor." Ülkede, aklı başında bütün demokratlar, isteriye kapılmadan Le Pen'in yükselişinin nedenini arıyorlar. Merkez sağın sesi Le Figaro gazetesi, bir röportaj dizisi yayımladı. Le Pen seçmenlerinin profilini çıkarmaya çalışıyor. Ve profil belirlendikçe, korku da artıyor. Çünkü her kesimden insan var aralarında. Pek çok Mağrip kökenli Arap, kendi soylarından gelip Fransa'da işsiz güçsüz dolaşan ve şiddet olaylarına karışan Arapların sınır dışı edilmesini istiyorlar! Örneğin 22 yaşındaki Cezayirli taksi şoförü Tevfik:
"Yasalara uymayan soydaşlarımın sınır dışı edilmesine karşı değilim. Hiç olmazsa biz rahat yaşarız!" diyebiliyor...
Jean Marie Le Pen'le Türk basınından ilk röportajı yapan naçiz yazarınızdı. Seçimlerde yüzde 13 oy aldığı 1992 yılında. Adamı saatler boyu didikledim. Son derece tehlikeli olduğuna karar verdim. Çünkü çok zeki, çok kurnazdı ve görünüşte, ırkçı gibi durmuyordu: Karısı bir Yunanlı, yanında çalışanların hepsi göçmendi. Görünüşte, 'Fransa'nın yasalarına uymayan, Fransa'yı kendine uydurmaya çalışan' yabancıları sınır dışı etmeyi savunuyordu. Le Pen'in ırkçılığı, yabancıdan değil, kendisinden ne anladığında saklıydı: O bir beyazdı ve tarihteki tüm beyaz sömürgeciler gibi, Araplara, Afrikalılara vb. hükmettiği ölçüde 'iyi' efendiliğe soyunuyordu. Yani üstün ırkın, aşağılık ırklara egemenliğini benimsiyordu satır aralarında. Irkçılığı, insanların eşit olmadığını açık açık söylediği yerde başlıyordu.
İşte bugün Le Pen'e oy veren yabancılar, göçmenler bunu anlamadılar bir türlü.
Le Pen değişmedi. Fransa değişti. Çünkü geleneksel sağ ve sol politikacılar da kavrayamadılar Le Pen'in simgelediği tehlikenin boyutunu. 1991 yılından beri her seçimde Ulusal Cephe ve liderine verilen oyu, bir protesto oyu olarak değerlendirdiler
ve seçmenleri gerçekten Le Pen'i tutmuyor da, kendilerine kızdıkları için gidip ona oy veriyor sandılar. Oysa çok büyük bir hataydı bu. Çünkü onların protesto dedikleri oy, durmadan arttı. Ve kemikleşmiş bir seçmen kitlesi var artık le Pen'in arkasında.
Avrupa, her yanda aşırı sağa kayıyor. Fransa'da protesto oyu dedikleri Avusturya'da
ne? Macaristan, İtalya, Hollanda, Belçika'da artan aşırı sağ oyları da mı protesto? O zaman bu insanlar neyi protesto ediyorlar?
Elbette ki yerleşik sistemi ve yerleşik sistemin içinde sorunlara çözüm getiremeyen, yeni bir söylem geliştiremeyen ve umut veremeyen politikacıları protesto ediyorlar.
Ama ya sistem tıkandıysa gerçekten?
Ya demokrasi tıkandı ve sayıları giderek artan bir 'protest kitle', emir-infaz denkleminde otoriter bir rejim özlemi içine girdiyse?
Ya Le Pen'in programına oy verdilerse? Çünkü o programda, otoriter bir rejimin tüm işaretleri var. Avrupalı aşırı sağcıların geniş genelinde benimsedikleri bu programı, cuma günü irdeleyeceğim.
Avrupa'da faşizm hortluyor. Üstelik, İslami faşizme paralel olarak.
21. yüzyıl, geride bıraktığımızı sandığımız bir barbarlık kokuyor.
Yazık...