Dünkü yarınlar
Radikal · 26 Nisan 2002
İlk bakışta, havanda su dövüyor görünüyoruz: Avrupa Parlamentosu, doğrudan ırgalanacağı Le Pen olgusuna 'Hayır' pankartı kaldırmakta ne kadar gerçekçiyse, Türkiye'nin Fransa'da olup bitenlere herhangi bir anlamda bağlantısı o denli görece duruyor. Fransa nire, Türkiye nire, elin memleketinde olup bitenlerden bize ne.. mi, gerçekten? Hayır. İşin aslı bu değil. Çok yakından ilgili Türkiye'nin geleceğiyle Fransa'nın geleceği. Çünkü yalnız Fransa değil, tüm Avrupa'da artıyor aşırı sağın oyları ve dikkat edecek olursak, son çeyrek yüzyılda ve tüm Avrupa haritasında, aşırı sağ partilerin, koalisyon moalisyon, iktidara ortak oldukları İLK ülke, önce RP, ardından
MHP ile Türkiye oldu!
Ve bugün Türkiye'nin bir numaralı oy potansiyeli, demokratik hukuk önlemleriyle yolu kesilmeye çalışılan Tayyip Erdoğan ve AKP değil mi?
Avrupa'yı kemirmeye başlayan aşırı sağ, Türkiye'yi çoktan sardı ve halen dinci partilere karşı verilen mücadele, toplumda tabandan değil tavandan yapılan bir müdahale. Yani Fransa'da 'damardan' gelen tepki, Türkiye'de sun'i teneffüs olmak açısından, Türkiye'nin aşırı sağa çoktan kayan geleceği daha karanlık sayılır.
Başkaları başka yorumlar yapabilir. Ama benim naçiz düşüncem, Fransız Ulusal Cephe'sinin devlet ve halktan anladığı, öngördüğü kamu yönetimi; bizim MHP ile dinci partilerin harç karışımıdır. Ne AB'li aşırı sağın, ne de bizimkilerin üstlerine alındığı
'faşist' söylemini bir yana bırakacak olursak, bu partilerin ortak temeli, her şeyden önce 'prozelitizm' yani insani kimlik anlamında, dine ve dile mutlaka, bazen de ırka dayalı seçicilik yapmalarıdır. Türkiye'deki 'milli' ve 'dini' partilerin fikir akrabalığını görmek için, Fransız Le Pen'in 'şiar'ı ile partisi Ulusal Cephe'nin programını okumak yeter:
Jean Marie Le Pen, sloganını 50 yıldır değiştirmedi: 'İş, Aile, Vatan'. Bu şiarı, Fransa cumhuriyetinin 200 yıllık simgesi
'Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik'in yerine geçirmeye çalışıyor kendisi. Türkiye'de hiçbir 'Meclis' partisi, topluma özgürlük, eşitlik ve kardeşlik vaat etmez seçim nutuklarında. Hepsi önce vatan der, sonra ailevi örf ve âdetlerimizi över ve işsize iş sözü verir bildiğiniz gibi. Ama ilki en çok 'milli', ikincisi ise hem 'milli', hem de 'dini' partilerimizin şiarı değil midir?
Fransız Ulusal Cephe Partisi'nin programındaki en önemli yeri, ne tesadüf, aynı bizdeki 'iç güvenlik' tutuyor. Ve iç güvenliği sağlamak açısından getirilen bir numaralı öneri, kaldırılan 'ölüm cezası'nı yeniden koymak. (Türkiye'deki karşılığı, kaldırılmasına karşı çıkmak, elbette.) Programın diğer maddelerini kalem kalem sıralamak gerekirse, bakın neler vaat ediyor Le Pen ve partisi, 'vatandaşlarına': Fransız ailelere çocuk çokluğu oranında oy hakkı. Kadınlara çocuk doğurma primi ve dışarda çalışmak yerine evde oturup çocuk bakanlara
'analık' maaşı (çoğalın, çoğalın, diyor sizin anlayacağınız!). Kürtajı yasaklamak. Eşcinsellere verilen yasal hakları kaldırmak.
Okul eğitim programına zorunlu 'din ve ahlak'
dersleri koymak ve 'dini ve milli geleneklere
bağlı' kuşaklar yetiştirmek. Kentlerde aylak gezen ve güvenliği tehdit eden işsiz kitleyi, nadasa bırakılmış kırsal bölgelere göndermek (tabii zorla) ve halen terk edilmiş köyleri, 'kilise, okul, bakkal ve kahve' çevresinden yeniden yapılandırmak. Devlet kurumlarını, yoz ve yolsuz oligarşi sınıfından temizlemek. Mason localarını kapatmak. Küçük ve orta özel girişim şirketlerini, sendikacılığa karşı korumak. Ve böylece Fransa'da, 'ne sağ, ne sol, ancak
Fransız' bir toplum yaratmak.
Oysa bütün bunlar, 20. yüzyılın başından ikinci yarısına kadar birileri tarafından vaat edilmekle kalmadı, uygulandı bile. Sonucu biliyorsunuz. Sanırım size de hiç
'yabancı' gelmeyen Le Pen'in görüşleri ve Türkiye dahil tüm Avrupa'daki uzantıları, yarınlarımızı düne hazırlıyorlar aslında.
Fransa Le Pen'in yolunu kesecek. Ya Türkiye, yaşamadığı bir geçmişin geleceğini önleyebilecek mi?