Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Mankene bak,mankene…

Radikal · 3 Mayıs 2002

İnsan soyu, daha beşikte kandırılmaya başlar. Anne memesini zamansız özleyen bebeğin ağzına, yalancı meme tıkarlar. Sahici sanır, boş memeyi emer de emer garip. Derken, kandırılmaya alışır. Yalancı memeyi aranır olur. Biraz büyür, mama iskemlesine oturtulur. Dolu kaşığa karşı minicik ağzını sımsıkı kapar, yavru kuş başını inatla iki yana sallar. Tam o sırada, 'Aaaaah!..' diye bir çığlık atar kurnaz kandırıcı mamacı başı, gözlerini hayretle uzaklara dikip: "Bak, bak... Kuş uçtu!" der. Uçak ya da helikopter de girmiş olabilir tabii pencereden. Bebecik, masum gözleriyle hayali uç uçu aranırken, hop, mama kaşığı konuverir ağzına. Derken, ketenpereye getirilerek yemeğe de alışır çocuk. Her gün kandırılmak ister. Kafasında çözemediği bir kurnazlık olursa, defalarca aynısıyla uyutulması mümkündür. Örneğin benim oğlumun anneannesi, yüzlerce kez kullanıldığı halde eskimeyen bir kurnazlık bulmuştu: Altlı üstlü takma diş takımlarını diliyle dışarı iter oynatırdı Gökçe'ye mama yedirirken. Bizim müstakbel Prof. Nimbus, seyyar dişlerin

'iskeletler dansı'na kanıp, büyülenmiş gibi yerdi yemeğini.

Küçükken 'iyilikle' kandırılan çocuklar, büyüyünce de aldatılmaya yatkın olurlar. Kötülükle kandırılanlar ise aldatmaya. Ve insanlık ikiye ayrılır: Saflar ve kurnazlar. Kurnazların kandırma yeteneği, safların kanma kapasitesine doğru orantılı geliştiği gibi, kamuoyunun ilgi alanlarına göre de hedef ve taktik değiştirir.

Örneğin bir zamanlar televizyon yokmuş, yazılı basın görsel değilmiş; sokak cambazlarını seyredermiş halk. Ve kurnaz yankesiciler, erişkin masum kurbanlarının ceplerini, 'Bak, bak... Cambaza bak!' diye boşaltırlarmış. Eski cambazlar, manken oldular artık. Eski yankesiciler de soyguncu, hortumcu, komisyoncu, rüşvetçi ve politikacı.

Milletin cebini televizyon ve gazetelerdeki baldır bacak gösterilerinde: 'Bak, bak... Mankene bak!' diye oyalarken boşaltıyorlar.

Millet, "Hamile kalınca jet hızıyla nişanlandıktan sonra kürtaj yaptıran ve kürtaj borcunu ödemeyen Yasemin Kozanoğlu'nun", aslında aldırdığı çocuğun Kemal Derviş'in oğlu olması bakımından önemli babası Erol Derviş'in bu kürtaja rıza göstermediği için mi, yoksa parası olmadığı için mi nişanlısı Yasemin'in kürtaj borçlandığını; Yasemin'in çıplak bacaklarını seyrederek çözmeye çalışırken... Torununun torununun torunu borçlandırılıyor.

Millet, İkikerekiki'nin sevdasıyla handanımın mahalle karısı kavgasında kimin donunu camdan gösterip, kimin polis tarafından basılmış, özetle hangisinin daha ahlaksız olduğunu anlamaya çalışırken; insanlığın, ahlakın, adaletin ırzına geçiliyor Türkiye'de.

Ve milletin umurunda değil GERÇEK. Kandırıldıkça kandırılmak istiyor.

İster ağzı sulanarak baksın, ister 'tövbe, tövbe' diyerek, apış arası görmek istiyor. Manken istiyor.

Umurunda değil, Anayasa. Yasasını koyvermiş 'anam'lar istiyor.

Millet 'anam'lara bakarken mahvoluyor; kendisine baksın diye Meclis'e gönderdiği babalar sayesinde de, ne kadar hırsız, uğursuz, katil ve terörist varsa affoluyor.

Örneğin ülkücü terörist, yedi kere idam kaçkını katillere sahip çıkan MHP milletvekili Orhan Bıçakçıoğlu'nun bizzat kendisi 24 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmış bir sabıkalı. Anayasa'nın 76'ncı maddesine göre, milletvekili seçilemezmiş. Seçilmiş işte, ne devletin, ne milletin, ne de partisinin umurunda. Meclis'e girmekle kalmamış, adam öldürmeye tam teşebbüsten sabıkalı Bıçakçıoğlu, TBMM'nin Adalet Komisyonu üyeliğine de seçilmiş! Seçilirken hukuk devletinden 'garç' diye bir ses çıkmış ama, ne gam. Kim soracak hesabını? Adalete bakan H. S. Türk soracak değil ya. Onun vazifesi başka.

Onun vazifesi, suçluları af, masumları mahf.

Haramiyi dışarı bırakmak, muharriri içeri tıkmak.