Aşk ve nefret
Radikal · 5 Mayıs 2002
"Her birimiz içinde annesinden damıtılmış bir kadın imgesi taşır. Her birimiz, bu modelden yola çıkarak kadınlara saygı, nefret duymak ya da tümüyle ilgisiz kalmaya kararlıdır."
Friedrich NİETZCHE
Felsefe tarihinin gelmiş geçmiş en büyük düşünürlerinden Schopenhauer, aynı tarihin en azılı kadın düşmanıdır. Ne gariptir ki, olağanüstü bir zekâ ve mantık harikası olan 'İradi ve Temsili Dünya'nın yazarını
1880 yılına değin tanımayan dünya, onu kadın düşmanlığına felsefi bir boyut getirdiği
'Kadınlar Üstüne Deneme'siyle keşfetti. Günümüzün en mizojin ve maço erkeğine bile 'Bu kadarı da olmaz' dedirtebilecek ölçüde bir kadın aşağılaması olan bu kitap, zamanında öyle tuttu ki, örneğin ünlü öykücü Guy de Maupassant'ın bir kerhaneden çıkışta: 'Ustam Schopenhauer!' diye haykırdığı anlatılır.
Schopenhauer'a göre, kadının birincil yaşam
amacı, ihtiyaçlarını karşılamak için sömüreceği bir erkek bulmak ve görevi, türün devamını sağlayacak doğurganlıktı.
"Doğa, kadını varlık amacında başarılı olması için, tıpkı diğer yaratıklar gibi gerekli silahlarla donatır. Ancak her zaman olduğu gibi tutumludur ve söz konusu silahları yalnızca gereken süre için verir, sonra geri alır: Erkekle çiftleştikten sonra, zaten taşıdığı döl açısından tehlikeli olabilecek kanatları dökülen dişi
karınca gibi, kuşkusuz aynı nedenle kadın da bir-iki doğumdan sonra tüm güzelliğini yitirir" diyordu Schopenhauer. Kadınların 'budalalığını' ise, şöyle açıklıyordu: "Kadın, entelektüel anlamda miyoptur. Bu miyopluğu bir çeşit sezgiyle birleşerek kadının yakın olguları derinlemesine kavramasına yarar. Ancak ufku sınırlıdır, uzak olanı seçemez. Geçmiş ve geleceğin, şimdiye odaklı kadın üzerinde biz erkeklere göre çok daha izafi bir etkisi vardır ve bazen çılgınlığa varan bolluk (tüketim) tutkusu da bu miyopluğa bağlıdır. (...) Ancak zor durumlarda, eski Germenlerin yaptığı gibi kadının öğütlerine kulak asmakta yarar vardır: Olaylara, bizden
(erkeklerden) çok farklı bir açıdan bakar, hedefe en kısa yolu onlar bulurlar. Çünkü gözleri, genelinde ellerinin altında ne varsa ona yapışır. Oysa biz (erkekler) gözümüzün önündekini görmekte zorluk çeker,
çok uzaklarda arar ve kaybederiz önemli olanı."
Kadının, erkeğe oranla fiziksel zayıflığı dolayısıyla kendisini korumak için doğal bir kurnazlık ve sahtekârlık yeteneğiyle de donatıldığını ileri süren Schopenhauer için, bütün kadınlar erkekleri o ya da bu biçimde aldatırdı. Kocasına bir başka erkekle ihanet eden kadınlar, bu ihaneti ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan erkeğe karşı sorumsuzluk değil, sağlıklı ve güçlü kuşaklara karşı sorumluluk olarak algılar, dolayısıyla evdeki çirkin, bitkin ve yaşlı kocadan çocuk yapmaktansa, yakışıklı ve genç âşıklardan çocuk doğurmayı bir görev bilirlerdi!
Schopenhauer'un kadın düşmanlığı, yaz yaz bitmeyecek kadar geniş ve derin. Ünlü düşünürün kadınlara nefreti, başta Nietzche, pek çok filozof ve araştırmacıya konu olmuştur. Ve ortaya çıkan sonuç korkunçtur: Annesinden intikam almaktadır, aslında bir kadın delisi olup, tüm aşkları hüsranla sona eren Schopenhauer. Kitabında kadınlara yüklediği tüm kusurları, uçarı, süslü, sorumsuz ve hain annesinde görmüştür: Babası intihar ettikten sonra âşığını eve alıp, kendisini kapının önüne koyan annesinde.
Kendi ağzından okuyalım: "Hasta ve sakat babam yatağa çakıldığında, eğer valide hanımın vermediği şefkati iyi yürekli sadık bir uşak üstlenmeseydi, aç ve susuz, ölüme terk edilecekti. Babam, yukarıdaki katta yalnızlığın karanlığına kayarken, valide hanım aşağıdaki katta suareler verirdi. Babam acılar içinde kıvranırken, o eğlenirdi.
İşte kadınların aşkı!"
İlginizi çektiyse, gelecek pazar devam edeceğim Schopenhauer'un onulmaz hastalığı, annesi yüzünden nefrete dönüşen kadın tutkusuna.