Kader ve kısmet
Radikal · 8 Mayıs 2002
Paris'in içindeki beş büyük tren istasyonundan biridir Saint Lazare Garı. Türkiye'de de temsilciliği bulunan Sınır Tanımayan Muhabirler (Reporters Sans Frontieres) örgütü, istasyonun zeminine dev bir dünya haritası çizdirmiş. Dünyada basın özgürlüğünün ihlal edildiği, kendi deyişiyle
'otoriter, diktatoryal ya da totaliter' ülkelerin, kendi deyimiyle 'basın özgürlüğü düşmanı' ilan ettiği sorumlularının portrelerini haritaya yerleştirmiş. Türkiye'nin üstünde Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun fotoğrafı var. Harita üstü fotoğraf komşuları, İranlı Hamaney, Iraklı Saddam, İsrailli Genelkurmay Başkanı General Şaul Mofaz... Saint Lazare'a girip çıkan binlerce yolcu, ayaklarının altındaki portrelere uzun uzun bakıyor, sonra basıp geçiyor, basıp geçiyor üstlerine.
Türkiye'de basın özgürlüğü ihlali hem de nasıl var, evet. Kurbanlarından biri de benim, doğru. Ama herhalde Genelkurmay değil bu ihlallerin sorumlusu ve Org. Kıvrıkoğlu kuşkusuz hiç hak etmiyor, Paris'te ayaklar
altına alınmayı. Sınır Tanımayan Muhabirler örgütü Saint Lazare Garı'nda, hem Türkiye, hem TSK'ya karşı inanılmaz bir aşağılama, haksız bir karalama, hoşgörülemez bir utanmazlık sergiliyor.
Kadere bakın ki, Türk Genelkurmay Başkanı'na yapılan bu hakareti Paris'te ilk gören Milliyet gazetesi muhabiri naçiz yazarınız ve haberini iletmek bana 'nasip' oluyor. Türk yetkililer Milliyet'in yayını üzerine harekete geçiyor ve hem sergiye, hem de sergiyi açan örgüte gerekli tepkiyi gösteriyorlar. Kimin sayesinde? Yazıları yüzünden hakkında onlarca dava açılan ve halen mahkemelerde süründürülen benim. Yalnızca bir ay önce, Korkut Eken'e arka çıkan birkaç emekli generali eleştirdiğim
'Demek Sizdiniz...' yazısı yüzünden basındaki 'milli' tetikçilere 'TSK düşmanı' ilan ettirilen benim sayemde.
Kısmet işte...
Türkiye'nin yararına tüm yasaları Dünya Bankası, IMF ve AB'nin bastırmasıyla çıkarıp,
kendi iradesiyle çıkardığı yasalar milletvekillerine zam; soyguncu, terörist ve canilere af üstüne aftan ibaret olan TBMM'nin önüne, hükümet iradesiyle yeni bir tasarı konuldu. Hedef, hukuk namusu iktidarın ve TBMM'nin başına dert olan Cumhurbaşkanı'nı hukuken 'izale' etmek. Açık amaç, 'Cumhurbaşkanı'nın tek imzayla yaptığı işlerden' yargılanmasını sağlamak. Gizli amaç, ne yapıp edip Cumhurbaşkanı'nın
'Devlet Denetleme Kurulu'nu çalıştırmasını önlemek! Bir süre önce devletin soyulmasına kolaylık gösteren yüksek bürokratların yargılanmasını zorlaştıran iktidar, milletvekillerinin önüne kendi dokunulmazlıklarının kaldırılması tasarısını sürecek ya da kimilerini Yüce Divan'a gönderecek değil ya, Cumhurbaşkanı'nı yargılamaya, Yüce Divan'a göndermeye ve dolayısıyla da makamından indirmeye hazırlanıyor tabii.
Kadere bakın ki, kendi seçtikleri Cumhurbaşkanı 'dürüst' çıktı. İyi mi?
Ve Türk halkının saygısı, sevgisi, güveni, anlı iktidar partileri, şanlı TBMM dururken, sel olup Cumhurbaşkanı Sezer'e aktı; bir namusluya nasip oldu.
Kısmet işte...
Bir namuslu dururken, yüzlerce namussuza hesap sorulacak değil ya Türkiye'de. Binlerce yamuğun arasına bir düzgün yakışır mı? Bunca yolsuzluğun içinde bir 'hukuki' aykırı kaçmaz mı?
Kapkaranın üstünde bir damla ak, leke sayılmaz mı?
Evet, Yüce Divan'a gönderilmeli Cumhurbaşkanı. Yargılanmalı. İndirilmeli o koltuktan. Devletin uyumunu bozuyor. Koalisyonun, TBMM'nin, tüm Türkiye'nin uyumu tehlikede.
Anayasa'yı bilmek, hukuku savunmak ve hukuki yetkilerini kullanmakla suçlamak bir işe yaramadı. Cumhurbaşkanı 'namuslu olmak'tan suçlanmalı.
İşte bu suç, affedilmez Türkiye'de.