Tersten yüze
Radikal · 18 Mayıs 2002
Çocukken çok sevdiğim bir oyun vardı. Belki siz de oynamışsınızdır. İki heceli sözcükleri, heceyi bozmadan tersyüz eder ve hızla tekrarlarsanız, düz sözcüğe varırsınız yine. Örneğin 'kara' yerine 'rakarakaraka...'
diye nakarat çekerseniz, üç terse karşın iki düz 'kara' söylersiniz. Yazbe'nin tekrarı, beyaz verir. Vişder'inki, derviş, vb...
Tersten de düze varabilmek olasılığı çocukluğumda mı yer etti nedir, zaman zaman aklıma esen garip bir macera arzusu, beklenenin tersini yapmak üstüne kuruludur benim hayallerimde. Özellikle zorda, sıkışık ve acelem olduğu zamanlar içimi yakan bir istektir. Önemli bir randevum mu var, geç kalmamak mı zorundayım? Metro istasyonuna inerim ve düz yönde, randevuma doğru gidecek treni beklerken; birden içimden karşı perona geçmek, tam tersi istikamete giden vagona atlamak, uzaklarda, çok uzaklarda, hiç ilgisiz duraklarda inmek ve hiçbir terslik olmamış, yaşanmamış, yapmamışım, her şeyden habersiz gibi bir kahveye oturmak ve randevum
olan kişiyi düşünerek, 'Hay Allah, nerede kaldı ki?' diye meraklanmak isterim. Öylesine yoğunlaşır ki bazen bu hayal, içgüdüsel bir çekime dönüşür, kapılmak üzereyken kendimi zor toparlar, istemeye istemeye binerim düz mantığın katarlarına ve hep hayıflanırım... Niye bir kez denemiyorum,
diye. Denesem, henüz yanıtını bilmediğim muammayı çözecek ve rahatlayacağım: Söz yaşam mıdır? Sözcükler gibi yaşamı da tersten okuyarak düze varılır mı? Hiç olmazsa küçük zaman dilimlerini, iki atımlık anları tersyüz ederek doğru zaman ve doğru yerde yaşanır mı?
Ben henüz cesaret edemedim. Aklı başında kimse de denememiştir herhalde. Biraz tatlı kaçık olmak, hafif dengesizlik gerekiyor kuşkusuz böyle çocukça varsayımlara kapılıp gitmek için. Ama işte...
Koskoca bir ülke, Türkiye, hem de uzun süredir, tersten düze varmayı deniyor, sevgili okurlar. En azından, ben öyle gözlemliyorum. Türkiye, geriye, tarihe, terse dönen dev bir çark. Yakından baktığınızda, üstünde bir insan kalabalığı, karıncalar gibi, topluca ve tek tek, bir dişli, bir dişli daha tutuna tutuna yukarıya tırmanmaya çalışıyorlar. Çarkın yönüne kapılırlarsa, alta düşüp ezilecekler, biliyorlar. Bu döngüde her öğe ters işliyor. İnsanlar, çarkın yönüne karşı, çark onların tersine dönüyor. Türkiye geçmişine ilerliyor. Kendi sıkletindeki ülkeler zenginleşiyor, Türkiye fakirleşiyor. Dünya birleşiyor, Türkiye kopuyor. Dünyanın gidişiyle bütünleşen küçücük ülkeler, sınıflar arasındaki çukurları kapatıyor, Türkiye'de uçurumlar derinleşiyor. Uygar dünyanın küçük büyük çarkları, hangi yöne dönüyorsa, ters yöne dönmüyor mu Türkiye'nin çarkı?
Ve insanlar, bir dişli bir dişli daha yukarıda kalmaya çabalarken, kiminin soluğu tükeniyor, kapılıyor çarkın yönüne, sıkışıyor, eziliyor, parçalanıyor dişlilerin arasında. Kimisi ise ara boşluklarda, devranın dönmesini, kendilerini yeniden
tepeye, çarkın yağından beslenecekleri zirveye çıkarmasını bekliyor.
Bazen ilk cumhuriyet döneminin, Türkiye çarkında bir yön kazası olduğunu düşünüyorum.
Dibe, derine, geriye doğru dönen çarkın, bir anlık duruşu ve ters yönün tersine, yani düze dönmeye başlaması gibi algılıyorum birkaç yıllık bu kazayı. Ama çabuk durdurdular doğru dönen devranı. Vardığımız yere bakın, ne demek istediğimi anlarsınız: Tam 82 yıl önce de onun bunun eline bakıyorduk. Borç veren ne derse onu yapıyorduk. Yine böyle varsıllık, yine bunca yoksulluk, yine muktedir lapacılar, din tacirleri, faşistler, yolsuzlar, hırsızlar ve işsiz ve aç ve eğitimsiz halk vardı. Cumhuriyet olmasaydı ne olacaksak, hızla oraya dönüyor tekrar Türkiye çarkı.
İşte size dev bir deney alanı. Terse giderek düze çıkılabilir mi dersiniz?
Not: İzninizle, iznimin bir bölümünü kullandığımdan 'eski şarkılar'ımdan bir demet sunuyorum.