Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Olağan mucizeler

Radikal · 22 Mayıs 2002

'Zor olduğu için cesaret edemediğimiz işler, biz cesaret edemediğimiz için zordurlar.'

SENECA

Hiç sordunuz mu kendinize: Kötü yaşamak niçin kolay, iyi yaşamak zordur? Hiç durup düşündünüz mü; kötü yapmak niçin kolay, iyi yapmak niçin zordur? Fark ettiniz mi hiç kötü yönetmek, kötü yönetilmenin ne kadar kolay, iyi yönetmek ve iyi yönetilmenin ne kadar zor olduğunu? Yok etmenin kolaylığını, var etmenin zorluğunu? Yıkmanın, yakmanın kolaylığını, yapıcılığın zorluğunu?

Niçin güçtür kazanmak, başarmak, direnmek ve niçin basittir yitirmek, yenilmek teslim olmak?

Neden zordur aşkı sürdürmek, kolaydır bitirmek?

Mutluluk neden zordur, mutsuzluk neden kolay?

Cesaret edemediğimiz için mi zordur amaca ulaşmak, yoksa fedakârlık edemediğimiz için mi? Kuşkusuz her ikisi de.

Okumak, yazmak, konuşmak, anlaşmak, oynamak... Sonuç olarak; yaşama dair ne varsa insanlık hallerinde, kötüsü çoktur, iyisi az.

Az zordur, çok kolay ve çoğunluk elbette

kolaya kaçar.

İstanbul'da bir tiyatro. Sahnede bir kadın, bir erkek. Ezelden ebede yaşamın sırrını, yani aşkı sorguluyorlar. Oscar Wilde, 'Aşk bir yanılsamadır,' demiş.

Aşk bir yanılsama ve yaşamın sırrı aşk ise, mutluluk bir mucize değil midir?

Sahnedeki kadın ve erkek, tiyatro oynuyorlar.

Oyunun adı, 'Olağan Mucizeler', ama oyun mu gerçekten emin değilim. Çünkü bu oyunu oynayabilmek için nasıl olağanüstü bir çaba harcadıklarını, ne inanılmaz fedakârlıklar yaptıklarını ve varlıklarını adadıklarını biliyorum. Her ikisi de arkadaşım: Lale Mansur ve Kubilay Tunçer. İlk kez, önceden metnini okuduğum bir görsel kurgu karşısında düş yıkımına uğramadım. Tam tersine. Büyülendim.

Kubilay Tunçer'in yazdığı 'Olağan Mucizeler'i

(Can Yayınları, 2002) henüz yayımlanmadan okumuş ve bitirdiğimde, içimi çeke çeke ağlamıştım. Zekâyı hedefleyen ve hedefi on ikiden vuran, olağanüstü bir metindi, arkadaşım Kubilay 'iyi'yi, yani zoru başarmıştı. Kalıyordu geriye en zoru, yani oyunu oynarken, sahnelerken, kısacası yaşatırken 'kötünün' tuzağına düşmemek, kolaya direnmek.

Gördüm ki 'Olağan Mucizeler'de bir mucize gerçekleşmiş ve oyuna yaşam veren bütün ekipte herkes, üzerine düşenin en zorunu, çünkü en iyisini başarmış. Lale Mansur ve Kubilay Tunçer'in sahneyi dopdolduran oyunlarının arkasında, yönetmen Ahmet Mümtaz Taylan'ın tiyatroya koyduğu yürek var. Dekor tasarımı, dramaturjisi, müziği ve ışığıyla, her şeyi yeni, yaratıcı ve özgün bir bütünlük

sağlanmış. Bahar Korcan'ın kostümleri birer zevk ve zarafet örneği.

Ahmet Mümtaz Taylan, 'uzunca sürmüş bir misafirliğe benzeyen' bir aşkın öyküsü olarak anlatıyor 'Olağan Mucizeler'i. Doğru.

Yazan, oynayan ve üzerinde çalışan herkesin en zora cesaret ettiği, çünkü dramayla ilüzyonun iç içe geçtiği bu oyuna yaşam verebilmek için, bir tiyatro kumpanyası kuruldu: Açık Tiyatro. Sahneleyebilmek için en son teknoloji ürünleri ışıklar alındı. Özel perde yapıldı! Ve her şeyi özel oldu,

'Olağan Mucizeler'in. Çok güçlükler çekildi, ama alın teriyle yenildi.

Sonuçta, olağanüstü gerçekleşti ve oyun, Türkiye'den ilk kez bir tiyatro oyunu, Edinburgh Tiyatro Festivali'ne davet edildi. Festivalin başından sonuna, yirmi gün boyunca, 'prime time' denilen zaman diliminde

İngilizce olarak sergilenecek.

İstanbul'da yalnız üç temsil boyunca daha görmek mümkün 'Olağan Mucizeler'i, Muammer Karaca tiyatrosunda. Sonra ver elini İskoçya.

Çünkü bu oyunu yaratanlar, zora 'cesaret ettiler'.

Ve başardılar.