Salla,salla,salla
Radikal · 29 Mayıs 2002
Bu yıl Fatih Sultan Mehmet epeyce kilolu, leventler de düpedüz semirmiş idi. 'Büyükşehir Nah Çalışıyor!' diyenlere inat, belediyemiz de yine: 'Gemiler Haliç'e ine!' buyurmuş idi. Semiz memiz, nacak yerine cep telefonu taşıyan leventler ahalanarak sarıldı urganlara. Kan ter içinde çeke çeke Taksim'i aşıp, ite kaka Kasımpaşa'ya indirdikleri kadırgalar, hepi topu iki pare idi. Oysa efsane, yetmiş iki pare gemi olup, Dolmabahçe'den Haliç'e BİR gecede yürümüş idi.
Zarar yok. Kahpe Bizans artık alışık. Çünkü 549 yıldır zaten Türk. İki kadırgaya bile yine dili tutuldu düşmanın, Türk'ün kürek sesleriyle inledi Avrupa.. da, acaba kim dinledi?
Benim çok bilmiş bir arkadaşım var, Ömer Genç. Örneğin o dinlemiyor artık. Kendisi tarihe pek meraklı. Bakın ne yazıyor:
"Tursun Bey, Tarih-i Ebul Feth'de: 'İslam gemileri bayraklarla bezenip yelkenleri açtılar. Galata kalesi ensesinden havada yürüttüler. Belki uçurdular,' demiş. Oysa dönemin teknoloji harikası sayılabilecek devasa topları yaptırmayı akıl eden Fatih, böyle akıllara ziyan bir işe niye kalkışsın ki? Yanıt, hem Tursun Bey, hem de Âşık Paşazade, İdris-i Bitlisi, hatta Namık Kemal'den gelir: 'Efendim, Bizans keferesi Haliç'in ağzına zincir çekmişti de ondan!'
Ne menem zincirmiş ki bu, bir türlü kırılmaz, kesilmez, aşılmaz? Bugün isteyenin Askeri Müze'de görebileceği zincir, madem böylesine sağlammış, öyleyse kuşatmadan kaçmayı beceren küffar gemileri nasıl çıkmış Haliç'ten?
Binlerce ağaç kesmek, yol açmak, çukur doldurup tümsek düzeltmek, öküzleri koşmak, kalasları yağlamak, gemileri tek tek üstlerine yerleştirip halatlarla dengede tutmak gibi zihnisinir işlerle uğraşmak daha mı kolaylarına gelmiş? Kurtul zincirden, yığ gemileri Haliç'e. Olmaz! İlla karadan yürüyecek gemiler, hem de bir gecede. Yürü bre Zağanos Paşa, kim tutar seni!..
Diyelim ki ağaçlar kesildi, yollar açıldı, ta Sarayburnu'ndan Ortaköy sırtlarına kadar her yer tabak gibi ortadayken, dolayısıyla meşale yakmadan, karanlıkta el yordamıyla çalışılarak, küffara çaktırmadan gemiler karadan yürümeye başladı. Peki hiç mi kaza olmadı, yol tıkanmadı? Öküzün biri hiç dellenip durmadı mı? Hiçbir levent gaflete düşüp tuttuğu halatı koyvermedi mi? Koyverdiyse gemilerin dengesi bozulmadı mı? Bozulduysa koca gemi gerisin geri inmedi mi yokuş aşağı? İndiyse Fatih buna kızmadı mı? Kızdıysa ol leventin kellesini vurdurmadı mı? Vurdurduysa biz neden bilmiyoruz bütün bunları? Haydi bunları geçelim, hesap kitap da mı bilmiyoruz?
Erdoğan Aydın, 'Fatih ve Fetih' kitabında,
H. Kazankaya'nın yaptığı bir hesabı aktarıyor: '...61 metre boyunda ve 8 metre enindeki bir kadırgayı, denizden karaya çıkarmak için (salt karaya çıkarmak için) gemi başına 10 dakikalık bir zaman ayırsak 72 gemi için 720 dakika, bunu da saate çevirirsek 12 saat eder ve gece biter.'
İşin gülünç yanı, bu konuda en gerçekçi bilgiyi, her şeyi abartmasıyla ünlü Evliya Çelebi'nin vermesi: '...Timurtaş Paşa'yı iki bin askerle Kâğıthane'deki koruluk içinde 50 parça kadırga yapmakla görevlendirdi. Koca Mustafa Paşa ise azep askeriyle Okmeydanı ensesinde Levent Çiftliği denilen yerde
50 parça kadırga ve 50 parça at kayığını hazır eyledi. Şahkulu adlı iskelede denize indirildiler. Gemilerin geçtiği yerler Okmeydanı'nda hâlâ görülmektedir.'
Bugün 29 Mayıs. İstanbul'un fethi. Bize yine aynı masalı anlattılar. Yine gemiler yürüdü yanlış kara, yanlış güzergâhtan, üç gün öncesi."
Ömer Genç böyle yazmış ama, bence bu kez, ilk kez gemileri karadan yürütmekte haklı
İstanbul fetih kumpanyası, pardon belediyesi.
Çünkü 549 yıl sonra Haliç gerçekten kapalı. Türkler tarafından Türk gemilerine kapalı hem de. Kesilesi zincir bile değil üstelik, koskoca Galata Köprüsü açılmıyor! Zaten karadan karadan giden şanlı Osmanlı donanması
da iki kadırgadan ibaret idi. Nokta.