Biraz özveri, lütfen!
Radikal · 7 Haziran 2002
İngilizce 'American civil war', Türkçe
'Kuzey-Güney Harbi' diye anılan, romanı yazıla, filmi yapıla hâlâ dillerde tüy bitiren 1861-1865 çatışması, Fransızcası en doğru olup resmen bir 'secession', yani 'ayrılıkçılık' savaşıydı. ABD Senatosu'nda Güney eyaletlerini temsil eden senatörler Kuzey'den ayrılmaya karar verdiklerini açıkladılar ve koltuklarını bırakıp çıktılar. Aralarından bir güneyli, Tennessee valisi ve senatörü Andrew Johnson yerinden kalkmadı. Topraksız köylülerin oy hakkı için mücadele ederek politikaya atılan eski terzi Johnson, Başkan Abraham Lincoln'ün 'birlik' ve 'eşitlik' ideallerine inanıyordu. Birleşik Devletler için savaştı, zaferden sonra ABD Başkan Yardımcısı, Abraham Lincoln'ün vahşice katlinden sonra ise başkan oldu ve onun yolunda devam etti. Johnson, yenilen Güney eyaletlerine eşit yurttaşlık hakkı tanımak ve temsilcilerini, Senato'da boş kalan koltuklara geri döndürmeye çabalıyordu. Çünkü Lincoln, birlik ve barış yolunda 'kin' olmaması gerektiğine inanırdı. Oysa Senato'daki Cumhuriyetçi çoğunluk, yenilen Güney'den 'intikam' peşindeydi.
İntikamcıların başını ise, umarım adını doğru hatırlıyorumdur, Senato'ya taşınarak gelen yatalak senatör Stevens çekiyordu. Stevens intikam istiyordu, ama vatanseverliğin Güneylilerin ezilmesinden geçtiğine içtenlikle inanıyor, eğer Güneylilere eşit haklar verilirse, yeniden savaş çıkacağını sanıyordu! Üstelik akla yatkındı: 'Ilımlı' Lincoln, yenik Güneylilere haklarını geri vermek, eşitlik sağlamak istediği için öldürülmemiş miydi? Ya yine galeyana gelirlerseydi intikam ateşiyle kavrulan muzaffer, dolayısıyla egemen Kuzeyliler?
Amerikan Senatosu, tarihindeki ilk 'impeachement' oturumunda, başkan Andrew Johnson'u azletmek üzere yargıladı. Johnson, tıpkı Clinton gibi direkten döndü ve 1868'den öteye, Kuzey ve Güney eyaletlerinin eşit haklarla birleştiği ABD'nin gerçek doğumu başladı. Karşılıklı kin ve gerilim, ancak 1875'ten sonra unutulmaya yüz tuttu.
Bir an durup düşünelim: Eğer intikam yanlısı Stevens kazansaydı mücadeleyi ve galip Kuzey, ezmeyi sürdürseydi yenik Güney'i, ABD bugünkü ABD olur muydu? İntikam duygularıyla barış yapılabilir, eşitsiz birlik sağlanabilir mi?
Bugün Türkiye'nin parçası olduğu kıtada, bir birlik kuruluyor: Avrupa Birliği. Evet, kuruluyor dedim, çünkü henüz tamamlanmadı. Tüm üyelerin EŞİT HAKLARA sahip olduğu, her bir milyon nüfusun bir milletvekiliyle parlamentosunda temsil edildiği demokratik bir ortaklık. Yani Türkiye AB üyesi olursa, Avrupa parlamentosunda 65 temsilciyle, Almanya ve İngiltere'den sonra üçüncü büyük grubu oluşturacak! Üstelik bir savaş sonucu değil, barış sürecinde kurulan; iç ve dış ataerkil kinleri, sürtüşmeleri, çatışmaları gidermek üzere tüm üyelerin aynı hakları, aynı özgürlükleri, aynı eşitlik ilkelerini paylaşmakla yükümlü oldukları, insanca uygarlık birliği bu. Hem de varsıllıkta bile görece eşitlik güden, uçurumları törpüleyen, olanın olmayana yardım ettiği bir birlik. Bir refah projesi!
Türkiye, üyelerinin meyvelerini topladığını gözümüzle gördüğümüz bu oluşumun dışında kalmayı hak etmiyor! Bugünkü Türkiye, kendisini hastalıklı bir vücutla hastalıklı bir kafa arasında sıkıştıran bu iktidarı kuşkusuz hak ediyor. Ama yarınki Türkiye etmiyor. Çünkü yarınlar, gençlerin, çocukların, henüz doğmayanların. Kimsenin hakkı yok, intikam duyguları, geçmişe dönük hesaplaşmalarla onların önünü kapatmaya, geleceklerini bizim dünlerimizle tıkamaya.
Devlet Bahçeli, samimi. İdam cezasında, özellikle Apo'nun asılmasında vatan yararına hareket ettiğini düşünüyor. Tıpkı Amerikan Senatörü Stevens gibi, alınmayan intikamın halkı (en azından kendi seçmenini) galeyana getireceğini, Kürtlere kültür hakları verilmesinden yeniden 'ayrılıkçılık' savaşı çıkacağını sanıyor. Oysa tam tersi. Birlik ve barış için, hazır galipken, yeniklere el uzatmanın, zorla almaya kalktıkları bazı hakları 'armağan' etmenin tam zamanı! Apo da İmralı'da çürüsün, kimsenin itirazı yok.
Tansu Çiller, hiç samimi değil. AB de umurunda değil. O kendi propagandasının derdinde. Cumhurbaşkanı'nın düzenlediği zirveye katılırsa, zirve de başarılı olursa, halkın gözünde Cumhurbaşkanı'nın daha büyümesinden, kendisi gibi küçük siyasetçilerin önüne geçmesinden, önem kazanmasından korkuyor. Oysa, halk nezdinde Cumhurbaşkanı çoktan solladı tüm politikacıları. Zirvede Ahmet Necdet Sezer'e destek vermesi, Tansu Çiller'e ancak puan kazandırır!
Mesut Yılmaz, "Türkiye AB'ye hiç bu kadar yakın olmadı," derken haklı. Ancak AB'nin 'zenginlik ve özgürlük' vaat ettiğini söylerken eksik. AB'nin özgürlük ve zenginliği, ÖNCE bilgi ve eğitimden geçiyor. Bilgisiz ve eğitimsiz bir toplumdan, bugünkü Türkiye sokaklarını dolduran soygun zengini, mafya patronu, bar kapatan, karı oynatan, tabanca sıkan, cip süren maganda özgürlükleri doğar. Sokaklardan da Meclis'e taşınır tabii!
Maddesi uçmuş ruhu kalmış Bülent Ecevit'e hiçbir sözüm yok. Söylesem, ulaşmaz zaten. Rahşan hanım gölge etmese, perde düştü bile.
Hastalar hasta, ama kalan sağlar, hiç olmazsa bir kez, tüm siyasal yaşamlarında bir kez durup, kendi günlerini değil, gelecek kuşakların yarınlarını düşünmelidir.
Biraz özveri, lütfen. En doğru sözleri Recai Kutan'a bırakmayın.