Anamız olarak asla…
Radikal · 12 Haziran 2002
Tarih, 14 Temmuz 1996. Yer Elysee Sarayı. Bastille Kalesi ihtilalcilerin eline düşeli
207, Jacques Chirac cumhurbaşkanı seçileli 2 yıl olmuş. Fransız Ulusal Bayramı muhteşem bir 'garden party'yle kutlanıyor Elysee Sarayı'nda. Naçiz yazarınız da konuklar arasında. Yüksek topukları bahçenin çimlerine
gömüle gömüle dolaşmaktan hoşlanmadığı için cümle kapısının önünde sotaya yatmış, elinde şampanya kadehi, bir 'mucize' bekliyor. Mucize, örneğin Fransız başbakanın ayağının bahçe merdivenlerine takılıp iki seksen yere serilmesi, eski sosyalist bir bakanla merkez sağcı yenisinin ağız dalaşı biçiminde tezahür
edebilir, her şeye razı, yeter ki eğlence olsun. Cümle kapısından içeri iktidar partisi RPR'nin cumhurbaşkanı ve başbakandan sonraki üçüncü güç odağı Philippe Seguin giriyor ansızın. Önünde durup gülümsemesin mi naçiz yazarınıza? Oysa tanışmıyoruz henüz.
'İşte mucize bu!' diyorum kendi kendime. Türkiye'de Refahyol hükümeti güvenoyu alalı bir ay olmuş. 'Mücahit' Erbakan başbakan,
'mücavir' yardımcısı Çiller. Dobralığıyla tanınan Philippe Seguin, acaba ne düşünüyor yeni Türk hükümeti hakkında, sormazsam çatlarım. Zarif bir atlayışla Seguin'in yolunu kesiyorum. Daha doğrusu kesmeye çalışırken tökezleyip, can havliyle ceketine yapıştığım RPR'nin ağır topu, nezaketen ve mecburen duruyor. Önce tuhaf bir pozisyon arz ediyoruz. Philippe Seguin 1.85 civarında, 120 okkalık bir adam. Ceketinin ucundan tüy sıklet naçiz yazarınız, iki büklüm sarkıyor. Üstelik elimdeki şampanya, onun paçalarından aşağı doğru sızıyor. Millet bize bakıyor. Seguin nazik bir adam. Beni tutup kaldırıyor, yapışıp kaldığım ceketini elimden kurtarıyor, yerine, geçen tepsilerden yeni bir şampanya alıp tutuşturuyor. Ben sürekli özür diliyorum. Gülüyor, paçalarından akan şampanyayı kastederek: "Üzülmeyin uğur getirir," falan diyor. Tatlı bir sohbete başlıyoruz, ama ben Türk ve gazeteci olduğumu söyleyemiyorum. Neden sonra baklayı ağzımdan çıkarıp, yeni başlayan Gümrük Birliği ile Refahyol hükümetini soruyorum.
Üstüne şampanya dökerek kızdıramadığım o nazik adam, kıpkırmızı kesiliyor ansızın ve diplomatik nezaket kurallarını hiçe sayarak:
"O kadın bir yalancı!" diyor bağırır gibi.
"Bize yalan söyledi. Gümrük Birliği müzakerelerinde, Türkiye'de köktendinci bir yönetimin işbaşına geldiğini görmek istemiyorsanız RP'nin yolunu ancak ben kesebilirim, bana destek olun dedi, inandık. Türkiye'nin GB'ye girişini onayladık, gitti önleyeceğim dediği RP ile hükümet kurdu! Tüm Avrupa'ya yalan söyledi o kadın, bir daha asla muhatabımız olamaz!"
14 Temmuz 1996 günü, Elysee Sarayı'nda Türkiye Büyükelçisi Tanşuğ Bleda ve eşi, sevgili Erel de vardı. Seguin'in bana söyledikleri bir yana, bizzat (ve halen) Cumhurbaşkanı Chirac da... Tanşuğ Bleda'ya
'bazı şeyler' söyledi konu hakkında. Açıklamak elbetteki benim haddim değil.
Ama, belleği olan 9 Kasım 1995'te Türkiye'yi Gümrük Birliği'ne 'sokmakla' övünen Başbakan Tansu Çiller'in, AB'ye nasıl 'laiklik bekçisi' rolü kestiğini ve GB'yi 'Refah Partisi'ne karşı tek kale' olmak sözüyle elde ettiğini anımsar. Kendisi iktidar için her şeyi öğütür, oysa hiçbir AB üyesi hazmetmedi onun altı ay sonra aynı RP'yle koalisyon kurmasını. AB nezdinde MHP bile, Tansu Çiller'in DYP'sinden daha güvenilir. Çünkü hiç olmazsa karşıtlığı açık.
Bugün Türkiye'yi AB'ye 'Ya sokacağız, ya sokacağız,' diye böbürlenen Tansu Çiller kime neyi sokar bilmiyorum, ama karşısında kendisini bekleyen '16 kazıklı' bir Avrupa var. Onun kılavuzluğunda bir Türkiye, kargalar birliğine üye olur ancak.