Al Dente futbol
Milliyet · 16 Haziran 2002
Cara Donatella,
Bu dünyada her şey nasıl aslına rücu ederse, İtalyanlar da döner dolaşır "pasta" tabağında buluşurlar. Dolayısıyla senin televizyon ekranlarında makarna pişirmene hiç şaşırmadım! Geçen haftaki mektubunda anlattığın acıklı çekim sahneleri ve "Yosma usulü makarna" yaparken bile çektiğin çileyi normal karşıladım. Çünkü ben bugüne değin güle oynaya makarna pişiren TEK bir İtalyana rastlamadım! Başta sen, mutfağa giren her İtalyan, sıra "pasta"ya geldi mi, sanki makarna pişirmez, drama oynar! Anladığım kadarıyla sen işi biraz abartmış, dramayı tragedyaya taşırmışsın.
Dante'ye "Cehennem"in yolları, Donatella'ya "Al Dente" kabusları... Yaraşır valla, devam.
Sen ne kadar ağlarsan ağla kamera karşısında doğradığın soğanlarla, kızacaksın ama benim gülesim geliyor, seni çekim sırasında hayal ederken. Çünkü Feryal'in mutfağında makarna yaparkenki halini anımsıyorum: Bütün evin altı üstüne gelmişti. Biçare Feryal iskemle tepelerinde varlığını unuttuğu kap kacakları bulup indiriyor, gelinlik kız gibi önüne diziyordu. Hiçbirini beğenmiyordun. Sonunda iki tencere seçildi. Sular kaynamaya başladı. Viki'ye fesleğen yapraklarını yoldurur, Feryal'e soğan doğratır, bana fıstık ayıklatırken ufacık tefecik ama gerçek bir Duce'ydin! Tencereyi tavayı geçtim, makarnanın kalitesini beğenmedin, peynir uygun değildi, tuzun kalitesine bile kusur bulmuştun Donatella! Düpedüz, bildiğimiz tuza. Meğer senin ülkende, daha az tuzlu tuzlar da varmış, iyi mi? Ama asıl trajedi, domatesleri öğütecek Nuh Nebi'den kalma mikseri çalıştıramayınca yaşandı. Feryal, KENDI mikserini ilk kez görüyordu! Neyse ki sen ikinci parmağını yabancı bir mikserle kurban vermeden -biliyorsun bir parmağını evindeki tanıdık mikserle doğramıştın daha önce- aramızdaki en akıllı kişi, Viki, eski mikseri çalıştırmayı başardı. Bu kez, malum "al dente" telaşı başladı. İnan bana, bugün itiraf ediyorum Donatella, pek lezzetliydi yaptığın makarna ama öyle bir dehşet estirmiştin ki cemaatte, lezzetli olmasaydı da kimsede "olmamış" diyecek cesaret kalmamıştı.
Bütün bunları bilerek, senin makarna çekimlerinde sana mı acımam gerek, yoksa çekim ekibine mi, pek karar veremiyorum doğrusu.
Ama Fransa'ya çok acıyorum, sevgili arkadaşım. Tam olarak geçen salı sabahından beri, inan bana içim parçalanıyor bütün Fransızlara. O burnu büyük millet, süt dökmüş kediye döndü, ağzını bıçak açmıyor Maviler elendiğinden beri. Fransa'nın milli hayvanı horoz bildiğin gibi. Ama "Maviler" diye anmayı yeğliyorlar milli takımı. Sakın futbol deyip geçme, inanılır gibi değil ama doğru: Mavilerin Dünya Kupası'ndan elenmesi, ekonomik bir "trajedi"ye dönüştü. Fransa'nın bir numaralı televizyon kanalı TF1, iflasın eşiğinde! Bak nasıl gelişti olaylar:
TF1 televizyonu bol reklam gelir diye Dünya Kupası maçlarının gösterim hakkını 600 milyon Euro ödeyerek almıştı. Maviler kupadan elenince, kupanın reytingi düştü, reklamcılar anlaşmaların büyük bölümünü iptal etmeye koyuldular. Ama bunun böyle olacağını bilen borsada, daha Mavilerin elendiği maçın üzerinden yarım saat geçmeden TF1 hisseleri değer kaybetmeye başlamıştı zaten!
Bir de bireysel dramlar var: Milli takımın antrenörü, eli kulağında, pek yakında işsiz kalacak. Takımın sponsorları tüyüyor, futbolcuların formalarındaki markalar azalacak. Reklam teklifi de almayacaklar. Fransız milli takımı, futbolda "al dente" değil artık!
Çok üzülüyorum doğrusu, zavallılar neyle geçinecekler acaba? Hele Zidane'a kahroluyorum: Reklamlardan 6,8 milyon Euro'luk bir geliri vardı, en az yarı yarıya azalacak. Real Madrid'den aldığı yıllık maaşı 6,4 milyon Euro'ya kaldı. Geçinebilir mi dersin acaba? Üstelik de baldır kası yırtık.
Haline şükret Donatella, makarna yapmak yerine futbol oynamak zorunda kalsaydın, ne yapardın?
