Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Bir rüya gecesi

Radikal · 16 Haziran 2002

'Gurur Tepe' sokağı Montorgueil, Amerikan filmlerinden aklınıza çakılan tüm Paris imgelerini içerir. Arnavut kaldırımlarında topuklarınızı şaklata şaklata yürürken, yüzyıllık ahşap fıçıların yığıldığı bistrolarda şarabınızı yudumlarken, Sokak Kızı İrma mutlaka burada çevrilmiştir, diye düşünürsünüz. Oysa yanlıştır. Montorgueil'de zamanın prizine takılı 'branche' sanatçılar ve onların soluduğu havayı paylaşmak için para bastıran seçkin varsıllar yaşar.

Saat akşamın sekizi. Güneş henüz terk etmemiş

Paris'i. Mahun renkli ahşap merdivenlerini tırmandığım beyaz apartman, dev bir transatlantiğe benziyor. Cephesi dar, oysa arkası iç avlular, girift merdivenlerle kat kat derinliklere açılıyor. Soluk soluğa beşinci kata varıyorum. Dairenin sahibi güzel Julie, aynı zamanda Nomade kumpanyasının kurucusu. Bembeyaz geniş evinde sergiler ve konserler düzenliyor. Yepyeni, sanatseverlerin bayıldığı bir 'konsept' bu. Mucidi Julie. Yalnızca 'çağrılı' konuklar katılabiliyor. Bu gece tüm salon tıklım tıklım dolu. Yaklaşık 50 kişiyiz. 49 Fransız, artı bendeniz. Pencereler kapanıyor, beyaz perdeler çekiliyor, sahne açılıyor.

Elimdeki programı okuyorum: "Bu gece bir masaldır: Adım Anadolu. Bir Türk, bir Çek, bir de Slovak, bu masalı okudular. Size anlatmak istediler..."

Ve konser başlıyor.

Vladislav Borovka, bir Çek delikanlısı. Yalnızca 26 yaşında, ama 16 yıldan beri bir 'hautbois' dehası kabul ediliyor, Prag Filarmoni Orkestrası müzisyeni ve Paris'e, ünlü bir ustanın, Jean Louis Capezzali'nin yanına iki aylık staja gelmişken... Türk sufi müziğini keşfedip çalmaya başlamış.

Stevo Masaroviç, aynı yaşlarda bir Slovak genci. Bratislava Güzel Sanatlar Akademisi'nin 'çokyönlü' ürünlerinden biri: Müzik aletleri yontuyor, Julie'nin duvarlarında sergilenen, çok değişik vitray çalışmaları onun eseri ve film müzikleri besteleyen bir klasik gitar müzisyeni o.

Bir Çek, bir Slovak'ı 'Adım Anadolu' ezgilerinde buluşturan çıtır esmer ise benim çok övündüğüm, üstüne titrediğim 'evrensel' genç Türklerden biri: Berrak Yedek Chouteau. Koreograf, balerin, tiyatro oyuncusu ve çevirmen. Beş dil konuşuyor: Türkçeden gayrı ve anadili gibi İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça. Fransa'nın en yakışıklı tiyatro aktörü Laurent'la evlendi ve Paris'teki Çek Cumhuriyeti Sanat Merkezi'nin danışmanlığını üstlendi.

Ak libaslar içinde Berrak, Anadolu kavimlerinden ezgiler, sufi ilahiler okuyor, Çek Vladislav obuası, Slovak Stevo gitarıyla eşlik ediyorlar. Fransızlar mest. Çevreme bakıyorum; aralarında dünyayı dolaşmış diplomatlar, üniversite üyeleri olan melomanların çoğu gözlerini kapatmış, çıt çıkarmadan dinliyorlar. Evet, ezgiler hem Türkçe, hem Fransızca söyleniyor, yine de 'Ne anlıyorlar bunca huşu duyacak?' diye düşünüyorum kendi kendime. Asla bilemeyeceğim

tam olarak. Ama kendilerinden geçtikleri ve mistik takıldıkları açık.

Konserin sonunda, Stevo Masaroviç ayağa kalkıp boyu kadar uzun, üstü işlemeli bir üfleme çalgısı gösteriyor topluluğa:

"Türkler, Slovakya'ya 17. yüzyılda akınlar düzenlediler. Çok acımasızdılar. Müthiş silahları vardı. Hilal gibi kıvrık kılıçlarından binlerce kelle nasibini aldı. Ama biz Slovaklar da boş durmadık, bir karşı silah geliştirdik: Fujara. Aslında fujara bir silah değil. Slovakya'nın dağ köylerine özgün bir çalgı. Ama Türkleri korkutup kaçırmayı başardı!"

Herkes gülüyor. Berrak'la birbirimize bakıp, biraz acı gülümsüyoruz biz.

Stevo Masaroviç şakayla karışık doğruyu söylüyor. O, Türkler hakkında anlatılan korkunç öyküler, Türklerin yaptıkları katliamların ardından yakılan ağıtları dinleyerek büyümüş bir müzisyen. Ama önemli olan... Stevo'nun bugün, Berrak'ın yanında Türk müziği çalması ve tarihin kin dolu sayfalarını kapatıp, atalarının hayaletlerine

nanik yapması. Zaten Stevo ile obua virtüözü Vladislav, daha dün ayrılan Çekoslovakya'nın biri Çek, öteki Slovak parçası değiller mi?

Ne önemi var ki geçmişin? Onlar artık Avrupalı. Yarın Stevo'nun Slovakya'sı, Vladislav'ın Çekya'sı, zaten yine bir araya gelecek ve AB'nin çatışı altında buluşacaklar. Ve Berrak'la birlikte Anadolu ezgileri söyleyecekler. Çünkü Türkiye, onlar için hem kendi geçmişlerinin, hem de Avrupa geleceğinin bir parçası.

Bir zamanlar, Slovak dağlarında kendi yankılarına eşlik eden fujarayı kendisi çalmadı, Laurent Chouteau'ya teslim etti Stevo. Çünkü Fransız Laurent'dı bu tür çalgıların ustası. Laurent'ın üflediği fujara, Vladislav'ın obuası ve Stevo'nun gitarı nefis bir doğaçlamayla noktaladılar geceyi.

Üç gencin son parçası, hiçbir kültürün olmayıp hepsinin mirası, kendi özgün geleceklerinin habercisiydi. Berrak'la birlikte, onun sesiyle.