Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Gün bugündür

Radikal · 26 Haziran 2002

Tokyo'nun Shibuya garı yakınları. Saat sabahın üçü. Achiko'nun taştan heykelinin yanında, elinde bavuluyla dolanan kanlı canlı bir Süleyman. Achiko, bir köpek. Japonların 'sadakat' simgesi. Efsane der ki Achiko, her gün aynı saatte işten dönen sahibini, bugün heykelinin dikili olduğu meydanda beklermiş. Sahibi ölmüş, Achiko kabullenmemiş. Kendi köpek soluğunun sonuncusuna değin, her gün aynı saatte aynı yerde sahibini gözlemiş. Tabii ki Japonlar, sadık köpeği ne aç bırakmışlar ne de susuz. Yani köpek Achiko, ölümüne dek sahibini beklemiş ama, fena da yaşamamış.

Oysa Süleyman...

Süleyman Sisse, Senegal Milli Takımı'na sadık bir insan. Tokyo'nun ortasında bir gariban. Ne edeceğini bilmeden dolanırken, Fransız Bruno Williams'a rastlar. İlk sorusu: "Ağbi, burası neresi?" olur. İkinci merakı, meydanın ortasına kurulu dev ekranın ne zaman çalıştırılacağıdır. Süleyman, aslında Tokyo'da bulunmamalıdır. Dakar'da kendi halinde bir ailenin büyük çocuğudur. Nescafe'nin "Bir Kupa maçına bilet" yarışmasına katılmış, kazanmış ve eline gidiş dönüş bir haftalık Seul-Dakar bileti tutuşturulmuştur. Ancak kader Senegal Aslanları'na 'yürü ya kulum' deyince, Süleyman uçağa atladığı gibi milli takımının Türkiye'ye karşı çeyrek finali oynayacağı Japonya'nın yolunu tutmuştur. Ne Japonca bilmektedir, ne de İngilizce. Cebinde 2000 yen, yani 20 dolar kalmıştır. Üç gündür uykusuz (çünkü Tokyo'da sokakta uyumak yasaktır), son parasını harcamamak için de açtır. Fransız Bruno Williams, "Tokyo'da tanıdığın biri var mı?" diye sorunca güler: "Evet, sen!"

Fransız Bruno, Senegalli Süleyman'ı önce

bir pastaneye götürüp karnını doyurur, ardından evinde konuk eder birkaç saatliğine.

Ertesi sabah, kendi eliyle Senegal'in Tokyo'daki büyükelçiliğine teslim eder. Süleyman'ın Nescafe biletinin dönüş tarihi geçeli, dört gün olmuştur. Büyükelçilik,

yeni bilet almayı reddeder vatandaşına.

En son iki gün önce görülmüş Süleyman, Tokyo'da. Yine dolanıyormuş, umurunda değilmiş yaban ellerde kalmak, yarı finalde

yenilen milli takımın yasını tutuyormuş yalnızca.

Süleyman Tokyo'da gezinedursun, Türkiye-Senegal maçı öncesi bir başka Fransız Bruno, Senegal antrenörü Bruno Metsu da, Osaka'daki otel koridorlarında... çıplak dolaşıyormuş. Maç arifesi oyuncuları odasına gelip: "Koç," demişler, "Bizim büyücü telefon etti, kazanmamız için kafanın üstüne su dolu bir leğen koyup hepimizin odalarının önünden çırılçıplak geçecek, her beş metrede bir de suyu dökmeden diz büküp doğrulacaksın!" Bruno Metsu, aslında büyüye falan inanmıyor. Ancak: "Oyuncular öylesine gergindi ki, kabul ettim," diyor. Sonuç olarak anadan doğma bir Metsu (üstelik az yakışıklı da değil kendisi!) başının üstünde su dolu bir leğen, başlamış koridor turlarına. "Yarı yolda geri dönüp baktığımda, futbolcuların kimi gülmekten katılıyor, kimi halimi videoya kaydediyordu," diye anlatıyor Le Parisien gazetesine. Sizin anlayacağınız Türkiye, Senegal'i 'cıbıldak antrenör' ve 'leğende su' büyülerine rağmen yendi!

Gün bugündür, sıra Brezilya'nın vudularında.

Onların kara büyülerine karşı bizim ak umutlarımız var!