Yazıklar olsun
Radikal · 28 Haziran 2002
"Moruk azizlere mum yakılmaz."
(İtalyan atasözü)
Çıkamadığı kürsünün dibinde, soluk soluğa ve titrek sesiyle eveleyip geveleyen zavallı bir ihtiyar. Dili, kendi kurduğu partinin adına dönmüyor artık. Demokrat Sol Parti diyor, 'nonalıklar, dolalıklar' diye bir şeyler söylemek istiyor, söyleyemiyor. Milletvekillerine 'on üç aylık tatile'(!) gireceklerini müjdelerken, kendine ömür biçiyor sanki. 'İdam cezasının kurtarılması'ndan söz ediyor, anlayan anlıyor. Kafası elif düşünürken dili mertek diyor ve sonunda, yutmaya çalıştığı baklayı çıkarıveriyor ağzından: "Ufukta seçim göründü!" Birkaç dakika sonra 'yanlış anlaşıldığını' söylüyor tabii. Hep yanlış anlaşılıyor zaten. Kimse de çıkıp, "Siz yanlış konuşuyorsunuz", demiyor.
Kürsünün dibine ilişen biçare, Türkiye'nin başbakanı.
Elindeki sağlık raporuyla bir şirkete bırakın müdürlüğü, kayıt memuru olamaz.
Alkışlayanlar, 'Yürüdü yürüdü', diye alkışlıyor önce. Sonra 'Konuştu, konuştu' diye. Sanki karşılarında ölünceye kadar bağlılık yemini ettikleri bir Dalay Lama ya da Papa var. Ve bu adamların oluşturduğu tebaa, 'demokratik' tanımıyla anılan bir parti adı taşıyor.
Yazıklar olsun. Yuh olsun hatta. Kimin daha suçlu olduğuna karar veremiyorum. Artık ne dediğini, ne yediğini bilmeyen yaşlı adam mı, yoksa onu orada, o kürsünün dibinde tutup alkışlayanlar mı?
Türkiye'yi içerde rezil ettiler, dışarda rüsva. Önce gülünç, sonra acıklı halleri, artık tüm ülke için tehlikeli. Türkiye batıyor, Avrupa treni kaçıyor ve millet temsilcisi geçinen bu adamlar, 'Firavunla birlikte gömülecek erkân' olduklarından, milleti kendilerinden önce gömmek çabasındalar.
Korkaklar hain olur.
Kendileri için korkanlar, millete ihanetten çekinmezler.
Vauvenargues, 1746 yılında yazdığı
'Düşünceler ve Sözler' kitabında,
"Yaşlıların öğütleri kış güneşi gibidir. Aydınlatır ama ısıtmaz," der.
Isıtmayı geçtik, aydınlatmasına bile razıydık. Ama Ecevit, ufkumuzu karartıyor artık. Türkiye, onunla birlikte çöküyor, göçüyor, ölüyor...
Ayıba, saygıya tahammülü kalmadı artık durumun. Vahim bir noktadayız.
Aklı başında insanların yönettiği bir ülkede, böyle bir hükümetin derhal dağılması, geçici bir hükümet kurulması, Meclis tatilinin iptal edilmesi, Kopenhag Kriterleri'nin gerektirdiği SON üç reformun Meclis çoğunluğuna başvurularak yapılması ve sonra da erken seçimlere gidilmesi gerekirdi.
Türkiye'deki biri kopuk üç başlı iktidar, neyi kurtarmaya çalışıyor, ne bekliyor? Ekonomi paldır küldür çöküyor. MHP'nin olduğu bir hükümetle AB Kopenhag Kriterleri'nin de yerine getirilmeyeceği açık. Örneğin ANAP, ne düşünüyor, niye asılıyor artık bu ortaklığa? Eğer seçimlere 'iktidar' partisi olarak girmek hesabı varsa, görmüyor mu ortada hesap mesap kalmadığını? İktidarda yatalak geçirdikleri her gün, üç iktidar partisine oy kaybettiriyor, muhalefete kazandırıyor.
İktidardaki üç partinin de hesabı dürülüyor!
Farkında değil mi kimse?
Rahşan ve Bülent Ecevit çifti politikadan bıkmadı, ama politika onlardan bıktı.
Türkiye ise ne adam gibi yönetmesini, ne de
adam gibi çekilmesini bilmeyen iktidarsız muhterislerden gına getirdi artık. Ve yolunu tıkayanlara 'Çekil' demeyenleri, durağanlığın 'sessiz' suç ortaklarını da bağışlamayacak.