Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Müebbet politika

Radikal · 30 Haziran 2002

"Hükümet, insan vücuduna benzer. En ağır hastalığı, kafa hastalığıdır."

(Pine, M.S. II. Yüzyıl)

Franklin Delano Roosevelt, İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük katkıda bulunduğu nihai zaferden kısa süre önce, 63 yaşında öldü. New York eyaletinden Demokrat Parti senatörü olarak politikaya atıldığında 28, çocuk felcine yakalandığında 39 yaşındaydı. Takvimler 1921 yılı Ağustos ayını gösteriyordu. Roosevelt politikayı bıraktı. Hastalığı yendi, yani ölmedi. Ama sakat kaldı. Yürüyemiyordu. Politikaya geri dönmeye karar vermesi tam sekiz yılını aldı. Yeniden New York senatörü seçildiğinde, ayakları sakat ama kafası sağlam ve çelik gibi bir iradeye sahip olup, yalnızca 47 yaşındaydı. Yüzde elli yedi gibi ezici bir oy oranıyla ABD başkanı seçildiğinde ise...50 yaşında.

Ülkemizde, biri hariç maşallah tüm politikacılarımızın eli ayağı tutuyor.

Söyler misiniz bana, Türkiye'deki siyasal

liderler arasında elli yaşın altında kaç kişi var? Elbette ki akıl yaşta değil baştadır. Ama nedense bizim cennet vatanda, akıl hep 'yaş'ta aranıyor, 'baş'a hiç bakılmıyor.

Bülent Ecevit, henüz yürüyebilecek ve konuşabilecek durumdayken, bir ABD ziyaretinde, ya da AB 'aile' fotoğrafında yer aldığında, bir onların liderlerine, bir bizimkine bakarken içim burkulurdu benim hep. Sizin de burkulur muydu?

Haydi korkmayalım, duygumuzun gerçek adını koyalım. Kırılmaktan ve burkulmaktan çok utançtı, benim hislerim. Utanıyordum, bir Tony Blair'in, Jose Maria Aznar'ın, hatta George W.Bush'un yanında Türkiye'yi zavallı bir ihtiyarın temsil etmesinden. Gelen mektuplarınızdan, aynı utancı paylaştığınızı anlıyorum.

Bugün Ecevit, o fotoğraflarda bile yer alamayacak durumda artık.

Daha çok utanıyoruz.

Oysa utanması gereken biz değiliz. Başta kendisi, onu bu halde orada tutanlar olmalı.

Ayıp ve yazık ediyorlar Türkiye'ye.

Roosevelt, sağlam kafada sakat bacaklardı.

Ecevit, tebaası tarafından benzetildiği Roosevelt'in öldüğü 63 yaşını aşalı, çeyrek yüzyıl oldu, sağlam yeri kaldı mı, doktorları bilir.

Roosevelt'in kendisine acınıyordu, sakatlığına bakıp.

Ecevit'in haline bakıp, Türkiye'ye acımak gerekiyor artık.

Sorarım size, Türkiye'de politikacılar

'müebbeden siyasete' mi mahkûmlar?

Yoksa Türkiye, müebbet siyasetçilere mi mahkûm?

Bitsin artık bu ömür boyu iktidar merakı.

Bıktık ayakta ölmeye çalışan kuru ağaçlardan.

Üstelik, ayakta bile ölemiyorlar.

İnanıyorum ki: Bugün biri kırık üç başlı koalisyondan tercihen ANAP, Mesut Yılmaz ve kurmayı Ecevit'e gidip: "Beyefendi, bu iş sizinle yürümüyor, yerinize başka birisi gelsin (kişisel tercihim İsmail Cem) ve yine birlikte devam edelim," dese, kıyamet kopmayacak. Rahşan Ecevit epeyce gocunur, Bülent bey rahatlar bence. Hatta kendisine onurlu bir çıkış kapısı sunulur. Ama halen efsunlanmış gibi durağan DSP, iktidarı bırakmaz. Bıraksa da bir formül oluşur.

Hiçbir değişiklik, bugünkünden daha kötü olamaz.

Biraz cesaret beyler.

Anlamıyor musunuz? Duymuyor musunuz? Türkiye, cesarete hasret.

Bu Milli Takım, bu 'milli şef'i hak etmiyor.

Yeter artık Osmanlı'dan arta kalan

'idarecilik' maslahatı. Bu ülkeyi o maslahattan cesur bir adam kurtardı. Zaman radikal bir karar almak zamanı.

Bu satırların yazarı, kimse kendisine git demeden çekilecek günün birinde, hem de çok uzak olmayan bir yakında, kendi mesleğinden, emin olabilirsiniz. Kurtların arasından sıyrılıp geldi, köpeklere maskara olmadan gidecek. İfade ve var oluşta, özgürlüğün bedeli de budur, ödülü de.