Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Yarınlara doğru

Radikal · 12 Temmuz 2002

"Atinalılar Meclisinde akıllılar konuşur, deliler karar verir."

Anakharsis (M.Ö. VI yy)

Türkiye sahnesinde, seyircilerin perde kapanmadan çıktığı bir oyunun son sahnesi sergileniyor. Yalnız seyirciler mi? Oyuncuların da yarısı terk ettiler sahneyi. Kalanlar oynar gibi yapıyor, seyirci milletin avaz avaz 'Perde!' diye bağırdığını duymazdan geliyorlar. Ama 'son' yakın. Bitmekle kalmayıp, rafa kalkacak bu oyun.

Naçiz yazarınız, yıllardan beri ilk kez umut beslemeye başladı ülkenin yarınlarına dair. Türkiye'nin kaderini ellerinde tutanlar, bir yol ayrımında ve doğru karar verilirse, ülkenin makus talihi nihayet değişebilir.

Geçmiş ile geleceğin çatıştığı noktadayız.

Geçmişten çok çektik. Geleceği bilmiyoruz. İşte bu kapsamda, geçmişi, bitmişi, tükenmişi savunan eskici takımıyla; bilinmeyen ve denenmeyeni, yani geleceği temsil eden yenileri dikkatle izlemek, kimin sahici, kimin yalancı olduğunu anlamak zorundayız.

Örneğin düne değin geleceğe dönük 'AB yanlısı' geçinen Rahşan ve Bülent Ecevit'in aslında yalnızca kendi iktidar hırsları için debelendikleri anlaşıldı. Ecevit, başbakan kalabilmek için AB karşıtı Şükrü Sina Gürel gibi bir tutucu, geçen yüzyıl milliyetçisi, üstelik vasat zekâlı bir Mümtaz Soysal benzerini (Soysal hoca, hiç olmazsa çok zekidir!) sağ kolluğuna getirirken, partisinin saygın ve hükümetin az sayıda başarılı bakanlarından biri, İsmail Cem'e resmen kapıyı gösterdi.

İsmail Cem, Türkiye'nin bu ne kuş ne deve koalisyonu içinde bile, doğru dürüst bir dışişleri bakanıydı. Gerek Avrupa'da güvenilir, gerekse tüm dünyada saygın bir muhatap kabul ediliyordu. Eğer Ecevit çifti, bırakın Türkiye'yi kendi kurdukları DSP'yi yaşlı ve yapışkan egoizmlerinden üstün tutsalardı, İsmail Cem'e başbakanlık yolunu açarak hem hükümeti, hem partiyi dağılmaktan kurtarabilirlerdi. Ama yapmadılar. Bunun yerine, milliyetçi, muhafazakâr ve mümin, hatta paramiliter bir disiplin içinde geçmişe bağlı, dolayısıyla gerici MHP'ye yaranmayı, Devlet Bahçeli'ye AB hakkında kendisi gibi düşünen Şükrü Sina Gürel'i atayarak izzet ikramda bulunmayı yeğlediler.

Bir zamanlar ilkeleri için iktidarı feda eden Ecevit çiftinin, iktidar için ilkelerini hiçe saydığını görmek gerçekten ibret verici. Demek yaşlılık, kimilerinin yalnızca omurunu değil, onurunu da çökertiyor.

Ancak bir ihtimal daha var: Belki de AB, hiçbir zaman önceliği değildi Ecevit'in. Çünkü AB yanlısı ANAP da gözden çıkarılmış durumda. Yarın Mesut Yılmaz, 'ya hükümet ya AB' arasında tercih yapmak zorunda kalacak. Çünkü Ecevit, iktidar uğruna Bahçeli'ye her türlü tavizi vermeye hazır. AB yanlısı kendi partililerinden geçti, ANAP'ın ortaklığını mı sakınacak?

Bence Mesut Yılmaz, hemen, derhal istifasını vermelidir. Bu hükümet müsveddesi, nasyonal sosyalist kabine provası, nasılsa yıkılacak. Mesut Yılmaz'ın istifası, başını çekmediği krizde hiç olmazsa geçmişi noktalayan ve geleceğe zaman kazandıran bir ANAP imajı yaratır.

Peki sonrası?

Sonrası, ne olursa olsun öncekinden kötü olamaz, sevgili okurlar.

Artık Türk halkı, bazen kendine rağmen kendi iyiliği için popülist olmayan kararlar alabilecek, ilkeli politikacılara hazır. Kemal Derviş'in bütün sıktırdığı kemerlere karşın kazandığı güvenirlilik, bu yeni ivmenin, nihayet erişkin ve olgun bir yurttaşlık yaklaşımının en önemli işareti.

Türkiye'nin geleceği kesinlikle Avrupa Birliği'ne odaklıdır.

Sağda ya da solda, her kim ki AB'ye karşı çıkar, işte o kafa geçmişe dönük olup eğer bu savaşımı onlar kazanırsa, Cumhuriyetimizin sonu gelmiş demektir.

Türkiye, dünyada tarihi geçen inançların, miyadı dolan anlayışların, karın doyurmayan milliyetçiliklerin, kurusıkı vatanseverliklerin eskici dükkânı değildir. Olmamalıdır.