Özneler ve fiiller
Radikal · 20 Temmuz 2002
'1865 yılının 9 Haziran günü, İngiltere Dover'den kalkıp Londra'ya giden bir tren,
bir köprüden geçerken raydan çıkar, devrilir. Öndeki birinci sınıf yedi vagon, köprünün altındaki nehrin sularına gömülür. Sekizinci vagon, köprüyle nehir arasında, dikey olarak havada asılı kalır. Yolcuların hepsi üst üste, vagonun alt kısmına yığılırlar.
Aralarında, ünlü romancı Charles Dickens de vardır. O yıllarda yeryüzünün en ünlü, en çok okunan yazarıdır. Dickens, önce asılı (ve kapısı kilitli) vagondaki yolcuları sakinleştirir, sonra (kuşkusuz pencereden çıkıp) yukarıya, köprüye tırmanır. Bir kondüktör bulup vagonun anahtarını alır, tekrar aşağıya inip sekizinci vagondaki herkesi, birer birer kurtarır. Silindir şapkasına içme suyu doldurup servis yapar, cebindeki konyak şişesi devreye girer. Dickens, sekizinci vagondan su altındaki yedinci vagona dalar, oradan da bir insanı canlı olarak çıkarır. Suyun içindeki vagonlar ceset doludur. Saatlerce orada kalır, Charles Dickens. Kaza yerine gelen insanların, ölülerine sahip çıkmasına yardımcı olur. Saatlerce yorulmaksızın,
durmadan başkaları için çalışır, çabalar. Yapılabilecek her şey bittikten sonra son kez, köprüyle nehir arasında sallanan sekizinci vagona döner. Aklına bir şey gelmiştir. Orada, bir çengele asılı duran paltosunun cebinde, yeni bitirdiği ve Londra'daki yayıncısına götürdüğü 'Ortak Dostumuz' adlı romanın dosyası vardır. Onu da kurtarır ve yine köprüye çıkar.
Bunların olup bittiği 1865 yılında, Dickens
53 yaşındadır ve sağlığı iyi değildir.
Dickens, gazeteci ve romancı olarak çalıştığı uzun yıllar boyunca tüyler ürpertici, korkunç olan hiçbir ayrıntıyı yazmaktan kaçınmamış bir büyük yazardır. Yukarıda anlattığım, kendi başından geçen gerçek olayı, hiçbir yerde yazmamıştır. Oysa zamanın ilk gerçek medya yıldızı ve çağdaş anlamda gerçekten ünlü ilk yazarıdır. Buna rağmen tren olayı ve Dickens'in payı hiçbir zaman duyulmaz, bilinmez. Elbette o yıllarda basın, bugün bildiğimiz kadar sulu, yılışık ve sararmış değildi; bunun da payı var. Olup bitenleri, Dickens'in yakın dostlarına yazdığı mektuplardan, polis kayıtlarından, tanıkların ifadelerinden öğreniyoruz yüz yıl sonra. Dickens, kazayla ilgili soruşturmaya katılmayı reddettiği gibi, o trenin içindeki yolculardan biri olduğunun duyulmasını da engellemiş..."
Yukarıdaki satırlar, canım dostum Memet Baydur tarafından yazıldı ve Cumhuriyet gazetesindeki 'Kuşbakışı' köşesinde 25 Haziran 2002 tarihinde yayımlandı, sevgili okur. Elimde tuttuğum kitap, Memet Baydur'un anısına yayımlanan 'Elveda Dünya Merhaba Kainat' (Mitos/Boyut, 2002) adını taşıyor ve unutulmaz oyunlarının dışında, kaleme aldığı düşün yazılarından örnekler içeriyor. Benim başucu kitaplarımdan biri.
Memet'le yaşıttık, ama 'başıt' değildik. Birbirimizi çok sevdik. Oysa her şeyde aynı düşünmez, anlaşmaz, hatta çekişirdik. Çok daha kültürlüydü benden. Hatta ve kuşkusuz,
Türkiye'nin en bilgili insanıydı diyebilirim.
Ne var ki, aynı kaynak bilgiyi kullanarak vardığımız sonuçlar, bazen taban tabana zıt olurdu. Çünkü o erkekçe mantık yürütürdü, ben kadınca. O prensip sonuçlar çıkarırdı, ben pratik. Örneğin, 'Yazılmayanlar' başlığıyla yayımladığı Charles Dickens'in tren macerasına yaptığı yorumu okurken bir kez daha Memet'le çekişmelerimizi andım, özledim onu.
Memet Baydur, Dickens'in kendi yaşamını değil, yarattığı kişilerin yaşamını anlatan bir yazar olduğu için tren kazasını yazmadığını ve kendisinden söz edilmesini de önlediğini öne sürüyor. Oysa gerçek neden, yine Memet'in yazısının sonundaki bir ayrıntıda gizli: "Yazarımız (Dickens) o trende 25 yaşındaki metresi Ellen Ternan ve o hanımın annesiyle yolculuk ediyormuş. Onları da kurtarmış."
Bence, 53 yaşındaki Charles Dickens, ya 25 yaşındaki metresiyle gündeme gelmemek için ya da metresinin annesinin ricası üzerine bu olayı örtbas ettirmiştir! Memet yaşasaydı şaşırır, ama kıkır kıkır güldükten sonra haklı olduğumu teslim ederdi, eminim.
Charles Dickens'in tren kazasındaki tutumu üstüne düşüncelerin devamı yarına.