Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Etkinler ve edilginler

Radikal · 21 Temmuz 2002

Otrende, Charles Dickens'ın kendisinden önce başkalarını düşünmesine şaşırmadım. Ama yazdığı romanın müsveddesini kurtarmayı, insanların yardımına koştuktan sonra anımsaması, ilginçti. Ben ne yapardım, bilmiyorum. Memet ne yapardı? Asla öğrenemeyeceğim. Memet Baydur, bir solukta içine çeker gibi tükettiği kısacık yaşamında verdiği sayısız eserde olağanüstü bilgi birikimini paylaşmaya çalıştı hep. Ve bilginin bir bütün olduğunu, öncekileri bilmeden sonraki olunamayacağını, her düşüncenin insanlığın düşünce birikimine eklenen bir parça olduğunu anladığı için iyi yazardı. Bugün Türkiye'de, kalın kalabalıklara oranla bir avuç bile sayılmayacak düşünen, okuyan, yazan ve yaratan insanlar dışında, toplumun yüzeysel düşünme yeteneğini geliştirmek için tek araç, görsel ve yazılı basını elinde tutan güç odakları, her şeyden önce işte bu birikime ihanet ettiler, üstüne tek bir taş koymadıkları gibi, olanı da yıktılar; bir geri zekâlılar gezegenine, bir beyin çölüne çevirdiler ülkeyi. Herhangi bir televizyonu, herhangi bir saatte açıp baktığınızda ne görüyorsunuz? Haber ve siyaset ya da hayvanlar alemine dair belgeseller dışında, birbirinden salakça diziler! Bar kapılarında gazeteci (!) orduları. Kim kimi şaaptı programları. Yazılı basının geniş geneli aynı. Söğüş, sote, ızgara ya da buğulama, mönü değişmiyor: Manken eti.

Ben asık suratlı kültür yanlısı biri değilim. Basında magazin olmalı, ama bilgi de olmalı ki, çeşitlilik içinde tercih hakkı doğsun. Oysa bu güç odakları, Türk insanını siyasallaşma tehlikesinden koruyacağız diye, aptallığı bir deli gömleği gibi zorla giydirdiler topluma. Sonuç: Güldürü dizileri güldürmüyor, ciddi yayınlar düşündürmüyor, çünkü gülmek için de, düşünmek için de asgari ölçüde işlenmiş zekâ gerek. Oysa elmasın aslı kömür, bunların zekâsı brüt. Çünkü söz konusu kamuoyu belirleyici güç odakları, gayet bilinçli biçimde, bilgiyi paylaşmıyorlar, diyeceğim ama...

Bence paylaşacak bilgileri de yok. Çünkü kendileri de Türkiye'de yarım yüzyılı aşkındır uygulanan fikir erozyonunun, beyin çölleşmesinin, kendilerini kaya parçası sanan kum taneleri. Ama kum tanesi kadar küçük, sert ve acıtıcılar, kendilerine çeviremedikleri çarkları durdurabiliyorlar.

Adamın belli bir medyada iktidarı var, ama kum tanesi, toplumsal iradeyi biçimleyemiyor, havayı kokluyor, iktidara hangi parti yakınsa ona yaranmaya çalışıyor, geldiğinde haraç istiyor, vermezse çarkın içine kaçıp gıcırdatıyor, durdurmaya çalışıyor.

Paradan ve paranın sağladığı güçten başka bir dayanağı, belkemiği, yani bilgisi olsa, toplumsal iradeyi belirlemesi işten değil. Ama yaptığı yayın, yazdığı ya da yazdırdığı yazı okuru eğitmiyor, aydınlatmıyor. Kendisi kadar zengin olmasa bile kendisi kadar cahil okur da okuduğunu anlamadığı için, yönlenmiyor. Havayı koklaması, estiremediği rüzgârın yönüne dönmesi bu yüzden.

Memet Baydur, 'Balık Kuyruğu' yazısında anlatır: Anton Çehov, not defterlerinden birinin köşesine, "İleri! Diye haykıracaksanız, lütfen hangi yöne doğru ilerlememiz gerektiğini eklemeyi unutmayın. Çünkü bu sözcüğü aynı anda bir papazla bir tanrıtanımaza bağırırsanız, ters yönlere doğru koşmaya başlayacaklardır," diye yazmış.

Türkiye'de yeniden yapılanmakta olan siyasal süreçte, bazı medya muktedirleri yine 'İleri!' diye bağırmaya başladılar. Ancak, hava sürekli değiştiği için bir gün yeni oluşumcuları övüyor, ertesi gün dincileri kolluyorlar. Çünkü henüz emin değiller, hangileri iktidar olacak.

Böylelerinin 'İleri!' komutuyla, değil Akdeniz'e, köy çeşmesine bile varılmaz.