Bıyıklı ve bıyıksız yalanlar
Radikal · 28 Temmuz 2002
İsmet Berkan, önceki gün ve dün, Meclis'te yarın görüşülecek olan 14 maddelik AB çerçeve yasasının içermediği dört eksik maddeyle ilgili çok önemli iki yazı yazdı. Türkiye'yi 'AB'ye uymak için uğraşıyoruz' diye uyutanların nasıl yalan söylediklerini, demokratikleşir gibi yapanların, aslında nasıl eskici, gerici ve faşizan bir devlet anlayışından yana olduklarını ortaya koydu. Berkan'ın çerçeve yasasında, nazik bir üslupla: "Keşke Dışişleri Bakanlığı tarafından önerildiği biçimde kalsaydı..." Ya da "Paketten son anda Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan..." diye açıkladığı tüzel eksiklerin meğer bir müsebbibi, özel bir adı ve soyadı varmış, sevgili okurlar: Türk adaletinin hali bakanı H. S. Türk!
Ben de Radikal'in hukukçu yazarı, Adnan Ekinci arkadaşımdan öğrendim, izniyle ifşa ediyorum:
Meğer gerçek AB çerçeve yasası tasarısında, örneğin dernek kurma özgürlüğü bal gibi genişletilmiş. Avrupa'da 2 kişi dernek kurabilirken, Türkiye'de gereken 7 kişi yerine, 3 kişinin dernek kurabileceği esası getirilmiş. Adalet Bakanı H. S. Türk, cırt diye çizmiş, yeniden 7 kişi, yani eski haline döndürmüş yasayı.
Yarın Meclis'e, eski hali sunuluyor sizin anlayacağınız.
Meğer aynı nuhu nebiden kalma Dernekler Kanunu gereği, yabancı dilde yazışmaları yasaklayan, dolayısıyla yalnız newroz mewroz sözcüklerini değil, örneğin 'Kangal Köpeklerini Koruma Derneği'nin de yurtdışına
İngilizce mektup yazmasını engelleyen madde, Dışişleri Bakanlığı'nın hazırladığı taslakta, "Dernekler resmi yazışmalarında Türkçe dışında bir dil kullanamaz,"
ifadesiyle akılcı biçimde yumuşatıldığı gibi, birilerinin resmi makamlara Kürtçe dilekçe vermesi gibi korkular da safdışı edilmiş. Oysa H. S. Türk, cırt diye çizmiş ve eski, gerici, çağdışı haline döndürüvermiş maddeyi.
DGM'lerce gözaltına alınan sanığın 48 saat avukatıyla görüştürülmemesi gibi bırakın AB'yi, evrensel hukukta yeri olmayan, Türkiye'nin kendi siyasi iradesiyle otoritesini kabul ettiği AİHM'de sürekli mahkûm olmasına neden olan uygulama, gerektiği gibi değiştirilmiş AB çerçeve yasası taslağında. Ama işte, H. S. Türk, üstünden cırt diye geçivermiş yine!
Taslakta, Polis Vazife ve Selahiyet Yasası'na, 'işkence' olasılığını bir ölçüde engelleyecek biçimde, 'Sanığın 48 saat içinde asli ceza hâkiminin karşısına çıkarılması' önlemi de H. S. Türk'ün cırt gazabından kurtulamamış.
Daha neler var neler; AB çerçeve yasasında demokratikleşme, çağdaşlaşma adına ne yenilik yapıldıysa, ne özgürlük tanındıysa, H. S. Türk adaletinin elinden kurtulamamış. Altını kurşuna çeviren bir simyacı zekâsıyla,
internet cafe'lerin eski düzenlemeyle kapatılmasından, değişti değişti diye yeniden yazılan TCK'nın 159. maddesine kadar, taslaktaki tüm yeni düzenlemeler, H. S. Türk'ün sansürüyle eski haline döndürülmüş.
Bıyığını kesti ya, kafasının içi göründü adamın. Ağızdan ibaretmiş meğer!
Meclis yarın, işte bu büyük yalanı, AB paketi diye yutturulan bir makyaj torbasını görüşecek sevgili okurlar. Zaten geçmez de, bu haliyle geçse ne olur?
Söyleyeyim ne olacağını: AB, 'Ama bu uyum değil ki!' deyince, uyar gibi yapan iktidarsız muhterisler, 'Biz uyduk, ama bizi istemiyorlar, gördünüz mü?' diyecekler. Unutun AB'yi; işkence yapan, ırza geçen, adam öldüren, her türlü suç işleyen kişilerin 'devlet memuru' diye özel bir yasayla korunup kollandığı hangi ülke var, Türkiye'den başka?
H. S. Türk ve benzerleri, salt Türkiye'nin geleceğini tıkadıkları, yolunu kapattıkları için değil; Türkiye'yi bugünlere taşıyan statükoyu, koşulları ve uygulamaları sürdürmekten sorumlular.
Yalnız 1993 ile 96 yılları arasında, AİHM'de Türkiye aleyhine 82 davaya bakıldı. Türkiye, 20 davayı kaybetti. Kaybedeceği kesinleşen 55 davada, davacılara para vererek anlaştı. Ve kazandığı dava sayısı 5!
1996'dan beri binlerce yeni davayla boğuşuyor. Ve AİHM'de kaybedilen davaların müsebbibi yasaları değiştirmeyenler, Türkiye adına ödedikleri tazminatları, kendi ceplerinden değil, milletin cebinden ödüyorlar!
Adalet Bakanı, AİHM tazminatlarını bizzat kendisi ödeseydi, acaba cırt cırt çizebilir miydi, söz konusu mahkûmiyetleri önleyecek hukuki düzenlemeleri?
İşte gerici kafaların, statükoyu koruyoruz diye Türkiye'ye verdikleri utanç, Türk adaletini düşürdükleri durum: Evrensel sanık iskemlesi.
Bilin, görün ve sorumluları unutmayın.