Ara nağme
Radikal · 31 Temmuz 2002
Aziz okurlarım, Çok sıkıldım, üzüldüm ve yoruldum. Yıllık iznimin bir bölümünü, bu hafta kullanıyorum. Size bu satırları, günler öncesinden yazıyorum. Pazartesi toplanan Meclis, AB yasalarını görüştü mü, seçim kararı aldı mı, bilmiyorum.
Ama sayısı milyonları aşan yoksullar ordusuna her gün yüzlerce yeni işsiz, aşsız, eğitimsiz, sağlıksız ve en önemlisi umutsuz insanların katıldığı Türkiye'nin artık bir kâbusa dönüşen makûs talihini yenmek için TEK şansı kaldığını biliyorum. Bu son kart, son şans, AB ile bütünleşmektir. Aylardır, konuyla ilgili yazdığım yazılar, hem inanılmaz sayıda olumlu hem de inanılmaz sayıda olumsuz tepki aldı. Olumsuz tepkilerde garibime giden bir ortak nokta var: AB'den çok benim AB yanlısı olmam eleştirildi, hatta kişisel kıskançlıklara varan ifadeler kullananlar oldu. Zaten nedense, hayatımda hiçbir işi 'orta kıvamda' yapmayı beceremedim. Yazarlıkta da kantarın topuzunu kaçırdım galiba, sevenler göklere çıkarıyor, sevmeyenler yerin dibine batırıyor! Sivri bir üslubum olduğunu ben farkında değildim, okurların tutkulu tepkilerinden öğrendim, bir de tabii mahkemelerde öğrettiler!
Hayatta her şeyin bir bedeli vardır ve ödenir.
Fikir özgürlüğünün bedeli ise para hırsından bağımsızlıktır. Benim hayatım, bilgiyle işlenmiş bir zekâ zenginliğinin, sahibini bir eli yağda bir eli balda olmasa da insanca yaşatabileceğini kanıtlamakla geçti. Çok sıkıntı çektim, ama başardım. Ve önce Bilbao ve Madrid, ardından Paris muhabirliğim sürecinde, Türkiye'de geçerli ve gerçekçi olmayan bu düşüncemin Avrupa'da tüm toplum katmanları için doğru olduğunu gördüm. Ülkemin yokluk çeken tüm insanları için aynı şansı istiyor ve bu şansın AB olduğunu biliyorum.
Bugün ekonomi kurallarını tümüyle evrensel ölçülere uyduran Türkiye, krizden çıkabilmek için yabancı sermayeye muhtaç. Ama yabancı sermayenin Türkiye'ye gelmesi için ekonomi kuralları yetmiyor. Ülkemize yatırım yapacak olanlar, siyasal istikrar, sosyal barış ortamı arıyorlar. Oysa Türkiye, ekonomik alanda gerçekleştirdiği reformları, politika ve toplumsal alana yansıtmak için ayak diriyor. 'Vatan elden gider' nutukları atılıyor. Oysa vatan, bu hale bugün AB'yi istemeyenlerin savundukları topal demokrasiyle geldi. Ben kendimi bildim bileli atılan 'vatan millet' nutukları, kurtaramadı açları açlıktan, işsizlere iş veremedi, cahilleri eğitemedi, doğmadan açlığa mahkûm ettiği çocukların nüfus artışını durduramadı.
Gerçek devlet adamlığı, halkın bilinçsiz istediğini yapmak değil, halkın gerçek çıkarları doğrultusunda istemesini sağlamaktır. Bugün Türkiye'deki siyasal gericiler, halkı bilinçlendirmek yerine, sakat önyargıların suyuna giderek oy toplayanlardır.
Günün birinde, ülkemin insanının kendisine yarım yüzyıldır aynı temcit pilavını sunan politikacılara artık yeter diyeceğini umuyorum.
Gelecek hafta yeniden buluşmak üzere, size birkaç gün boyunca politikadan uzak, yaz tadında ara nağmeler, eskimeyen yazılar sunacağım. Bu arada Prof. Nimbus sıkı sıkı tembihledi: Bundan böyle aşağıdaki e-posta adresine göndereceğiniz mesajlar, 'subject' bölümünde mutlaka ÇENGEL içinde [okur] logosunu taşımalı, logonun yanında gerçek konu da yine mutlaka yer almalıymış. Yoksa bilgisayara kaydedilmeden silinecekler. Gereksiz ve toplu mesajlar öylesine çoğaldı ki, onları eleyebilmek için böyle bir çözüm buldu bizim oğlan.
Ufkumdan eksik olmayın.