Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Bazıları Paris sever

Milliyet · 4 Ağustos 2002

Yaz gelince, Paris metro istasyonlarının duvarları turkuvaz mavisi üstüne altın kum işlemeli Türk elbiselerini giyerler ve ben kahrolurum.

Sevdiceğim vatanım, dünyanın en büyük açık hava müzesi, Akdeniz'in en görkemli kıyıları ve en güler yüzlü turizm çalışanlarıyla, tırnağı etmeyen ülkelerden daha ucuza satılır yabancılara. Bu yıl ülkemizin çıkarıldığı haraç mezatta ucuzluk rekoru kırıldı ve örneğin Antalya'da BEŞ yıldızlı bir otelde bir haftalık tatil, Fransa'dan uçakla gidiş geliş ve üç öğün yemek içmek dahil 225 euro'ya satıldı metro istasyonlarında. Oysa Türkiye afişinin tam yanında aynı firma, aynı koşullarla Tunus'u 240 euro'ya pazarlıyordu.

Yani turizm piyasasında artık Türkiye, Tunus kadar bile etmiyor! Bu kadar ucuza elbette en züğürt turistler geliyor, zengin turistler de züğürtlerin gittiği yerlere tenezzül etmedikleri için giderek soğuyorlar Türkiye'den.

Ucuz malın yahnisi ilan edildi ülkemiz, sizin anlayacağınız.

Kendi halkına siyasal demokrasi cimrisi Türkiye, turizm demokrasisinde dünya yoksullarına sahip çıkıyor!

Oysa Varyag'ı bile turist gönderirler diye geçirdiler boğazlardan; Çinliler, Paris'e akın ettiler, iyi mi?

Türkiye'nin üçte ikisi büyüklükteki Fransa, yarım yüzyıldır yüzölçümünün yirmi katı ABD ile her yıl "en fazla turist çeken ülke" finaline kalır. Tam beş yıldır, ABD'nin önünde gidiyor ve 58 milyonluk bu küçük ülkeye, sıkı durun, 60 milyonu aşkın turist geliyor, aziz okurlarım!

Söz konusu 60 milyonun 26 milyonu ise... Yalnız Paris'e.

Bir araştırma yayımlandı, küçük dilimi yutuyordum: Fransa başkentinde bir hafta, her turiste ortalama 457 euro'ya mal oluyor ve her turist günde 144 Euro harcıyormuş. 2002 yılı daha bitmedi, Paris'e gelen Amerikalı turist sayısı şimdiden 2,8milyon olup 2001'e oranla yarım milyon fazlaymış.

Çünkü 11 Eylül gazisi Amerikalılar, kendilerini burada güvende hissediyorlarmış.

Çinliler şimdilik 600 bin kişilik bir ordu gönderiyorlarmış ve her yıl sayıları artıyormuş.

Turistlerin deli gibi alışveriş ettiği Paris'te, Fransız züppeliğinin doruk noktası, dünyanın en lüks, dolayısıyla en pahalı mağazaları adeta yağma ediliyor. En hovarda turistler Japonlar.

Bir Japon yalnız alışveriş için 651,72 euro harcıyor bu kentte.

Niçin turistler Paris'e hücum ediyorlar böyle? Ustelik garsonların müşterilere köpek gibi havladığı, büyük mağazalarda tezgahtarların sanki mal satmamak için direndiği bir kent nasıl oluyor da insanlar çekiyor böyle?

Bu turistler mazosist mi?

Hayır. Bir süredir, Paris'i bir turist mıknatısı haline getiren özelliğin "zeka" olduğunu düşünüyorum.

Bu kent zeki insanlar tarafından yönetiliyor, zekice düzenleniyor ve zeka gereği durmadan yenileniyor, sürekli bir "avant garde" yarışı içinde. En son örnekten bir öncesi, eşcinselliğini açık açık söyleyen bir belediye başkanının seçilmesi oldu. Bertrand Delanoe yeni bir kent anlayışını uygulamaya başladı, kafaya da Paris'i "otomobil egemenliğinden kurtarmayı" koydu.

Önce bütün yollara bir otobüs, taksi ve bisiklet kulvarı açtı. Otomobilseverler aşamadıkları tümsek sınırının solunda saatlerce pişerken arabaları içinde, otobüs yolcuları, bisiklet aşıkları, taksiler bayıldılar bu işe.

Derken son örnek, belediye seçimlerinden yalnızca bir yıl sonra tüm ihtişamıyla açıldı: Artık tüm Parislilerin taptığı solcu ve eşcinsel başkan Delanoe, Seine Nehri kıyılarındaki otoyolu kapattı ve yalnızca bir aylığına plaj haline getirdi! Haziran ayında insanların uzaktan baktığı çirkin otoyol artık palmiyelerin altında, kumların ve çimlerin üstünde güneşlenen Parislilerin Riviera'sı.

"Paris-Plaj" sloganıyla hizmete giren kumsal operasyonunun açılış günü tam 1,5 milyon insan Seine kıyılarına akın etti. Tabii ben de. Bir de ne göreyim, Bertrand Delanoe, yanında PSG oyuncusu, Brezilya'nın dünya kupası golcüsü (ve tabii Türkiye'nin umutlarını filelere gömenlerden biri) Ronaldinho'yu koluna takmış, karşımda.

Paris'i yeniden yaratan Bertrand Delanoe, Ronaldinho'yla birlikte "eserini" görmeye gelmişti. Çok kısa bir konuşma yaptı ve "Parislileri mutlu ettiğimiz için ben de çok mutluyum" dedi.

Kendisini hararetle alkışlayanlar arasında tabii ki ezelden ebede arabasız yayalardan ben de vardım, sanırım en çok da ben bağırdım "Yaşa, nurol!" diye.

Her yapılana bir kulp takan, hiçbir şeycikleri beğenmeyen Daniel bile bayıldı Paris'in ortasındaki plaja. Ve Bertrand ile Ronaldinho için bastı deklanşörüne.

[Fotoğraf altyazısı: Paris'i yeniden yaratan adam Bertrand Delanoe (ortada) otoyolu plaj yaptı. Açılışa da ünlü futbolcu Ronaldinho (sağda) ile geldi. Fotoğraf: DANIEL COLAGROSSI]

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1