İttifak ve nifak
Radikal · 16 Ağustos 2002
'Ah, iktidar!' diye içini çekmiş yaşlı mı yaşlı, biraz da bunak eski politikacı. "Ne makamlar gördüm ben. Kimini öptüm, kimini okşadım... Bir şey daha yaptım, ama hatırlamıyorum!"
Türkiye'de yaş haddinden, malulen ya da manen emekliliğe ayrılması gerekirken yeni bir erken seçime hazırlanan muktedirler de işgal ettikleri makamlarda ne yaptıklarını unutuverdiler, aziz okurlar. Unutuverdiler, ancak tadı damaklarında kalan ve bir türlü doymadıkları iktidardan yine pay istiyorlar.
İki olasılık var.
Ya yanılıyorlar ve kendileri unuttukları için halkı da unuttu sanıyorlar ya da haklılar, hem politikacıların, hem de seçmenin işine geliyor topluca bir bellek kaybı. Geçmiş, geleceği belirleyen bir ögeyse eğer, bunca seçimdir bu politikacıları minder dışına atmayan ve dönüp dönüp makamların içine, kendisinin de canına okuyanları iktidara getiren halkın, bu kez bilinçlenip Türkiye'nin siyasal yazgısını değiştirmesi beklenemez.
Ama bence, eğer Türk seçmeni mazoşist değilse, 4 Kasım'da Türkiye, gerek siyasal kadrolarında, gerekse politikasında radikal bir değişime uyanacak. Ancak bu uyanış, umarım yanılıyorumdur, inanın yanılmak istiyorum, yeni ve derin bir kâbusun başlangıcı olacak.
AKP'nin birinci parti olacağı, kim ne derse ve ne yaparsa yapsın, artık kesin. Yıllardır tüm iktidarlar tarafından dine yapılan yatırım, denenmiş, düş yıkımı yaratmış ve yıpranmış siyasal oluşumlarla politikacılara duyulan infialle birleşince, böyle bir sonuç elbette mantıklı. Bu mantık, AKP'nin tek başına iktidar olması halinde Türkiye'yi çoğul riskli bir bilinmeze sürükleyecek. Asıl facia, MHP'nin ikinci parti olarak AKP ile iktidarı paylaşmasıdır ki, 4 Kasım'da böyle bir tabloya uyanmak, kâbusun ta kendisidir.
Türkiye'nin tüm ilerici güçleri, geliyorum diyen bu faciayı öngörüyorlar. Ancak sonuçlarını küçümseyen, 'Bu da geçer yahu!' diyenler var.
Oysa Kemal Derviş, böylesinin geçmeyeceğini, tüm Türkiye'yi ezip geçeceğini ve Arjantin'e döneceğimizi biliyor.
Dürüst, çağdaş, dengeli, ilkeli bir politikacı olan İsmail Cem'in YTP'si, benim gibi pek çok, ama sonuçta Türkiye'nin taban yapısı gereği bir azınlığın umudu. Hem de ortağı Hüsamettin Özkan'ın güvenilirlik sabıkasına rağmen. Ama İsmail Cem, artık gerçeği görmeli ve Türkiye'nin makus talihini YTP'nin tek başına yenemeyeceğini, AKPMHP kâbusunu önleyemeyeceğini anlamalı. Bir süre önce geçmişte aldığı yanlış kararları içtenlikle kabul ederek gereken sonuçları çıkardığını açıklayan Deniz Baykal estirdiği tüm olumlu rüzgârlara karşı CHP'nin, tek başına üçüncü parti olmaktan öteye geçemeyeceğini ve kurumunu, ezeli muhalefet analığı rüyasından bir kez olsun iktidar umuduna taşımak gerektiğini anladı!
Deniz Baykal'ın çağrısı gönülden mi, paçadan mı diye kırıtmak zamanı değil. İsmail Cem ile Hüsamettin Özkan, CHP'den çok kişiye özgü Baykal antipatilerine yenilmemeliler. Ülkenin önünü açacak tüzel bir fedakârlık yapmaktansa, özel duygusal konforlarını yeğlememeliler.
Çünkü Türkiye'ye yazık ederler. Kendilerine, partilerine, onlara umut bağlayan bizlere yazık ederler. Bedelini bile ödeyemeyemezler. Siyasal iflas ve infaz edilirler. Çünkü ikinci bir şans ne onlara, ne de demokrasiye tanınacak. 4 Kasım sabahı başlayacak kâbustan belki de hiç uyanmayacak Türkiye.
Kemal Derviş, başta birleştirmeye çalıştıkları, tüm politikacılara müthiş bir ders verdi. Anlayan seçmene, kişisel çıkar gütmeden, ilke için, inanç için politika yapılabileceğini de gösterdi.
Kemal Derviş, keşke merkez sağı birleştirmeye çalışsaydı. Daha az sancılı olurdu. Kaderin cilvesine bakın ki, liberal ekonominin vitrini borsa bile, bir sol ittifak serumuna bağlandı. YTP, hiç olmazsa bu mesajı almalı.