Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Sezen’in sesi bizim sesimiz

Radikal · 4 Eylül 2002

Büyük ozanlar, büyük savaşçılardır. Barışı yapılmayan savaşların bitmediğini en iyi onlar bilir ve kan ve kin oyunlarının üstüne 'son' yazan perdeler ancak onların eliyle indirilir. İkinci Dünya Savaşı kahramanı, Fransız direnişçilerinin efsane komutanı yüzbaşı Aleksandr, barışın eşsiz ozanı Rene Char'dan başkası değildir. Savaşırken 'Yöntemci gibi düşünüp barbar gibi vur!' diyen yüzbaşı Aleksandr, unutmak ve bağışlamak zamanı geldiğinde barışı belki de en iyi biçimde, bir savaş anısıyla anlatmaktadır:

"Bir gün, zor durumda kalan müttefik uçaklarının inebilmesi için Valensole vadisinde bir alan belirlemek emri aldım. Büyük bir tarla buldum, işleve uygundu, ancak tam ortasında üç yüzyıllık muhteşem bir ceviz ağacı yükseliyordu. Tarla sahibi çiftçi, kiralamayı kabul, ancak güzel ağacın kesilmesini reddediyordu. Sonunda, tarlayı niçin istediğimizi kendisine açıklamak zorunda kaldım. Razı oldu. Adamlarımla birlikte, önce ağacın kökünü açmaya başladık. Kalın bir ana damar vardı, on metre öteye doğru uzayıp gidiyordu. Kökün yönünü izleyerek kazmaya başladık. Ucunda, zırhıyla birlikte gömülmüş bir Orta Çağ savaşçısının iskeletiyle karşılaştık. Öldürüldüğünde, kuşkusuz bir ceviz taşıyordu iç cebinde. Kökün ana damarı iskeletin tam kalça kemiği hizasından çıkıp yürümüş, savaşçının koynunda, bir mezarda can bulmuş, ama zırhtan uzaklaşarak on metre ötede filizlenmişti."

Rene Char'ın yine bir savaşta, vatanı için kesmek zorunda kaldığı 300 yıllık ceviz ağacı kim bilir kaç yüzyıl da o zırhın cenderesinden, savaştan uzaklaşmak için toprak altında kökünü büyütmek zorunda kalmıştı, ey okur. İşte barış, o ceviz ağacıdır.

Bir savaşta, bir mezarda doğup, yine bir savaşta boynu vurulan barış. Bizim ozanımız, bizim sesimiz Sezen Aksu'nun 'Türkiye Şarkıları' konserleri, 80 yıldır toprak altından yürüyen bir barış özleminin çığlığı. Husumet zırhlarından uzakta, artık güneşe doğru tırmanmak isteyenlerin özgürlük, eşitlik ve kardeşlik çağrısı. Üstünlük budalası Devlet Baba'cıların değil, adil bir Devlet Ana'nın ayrımsız şefkati.

Sezen Aksu, bizim Devlet Ana'mız. Kökü yüzyıllık seferlerden dönüp gelen ceviz ağacımız, adamsak ve kıymazsak eğer, bin yıllara büyütüp tarihe yazacağımız bir barışın simgesi, narin filizi. Yüksük gibi bir kadın, mangal gibi bir yürek. Mangalda kül bırakmayan hot zotçu güdüklerin küçülttüğü Türkiye, Sezen'in yürekli çağrısında birleşti, büyüyor ve yürüyecek.

Oturduğumuz yerden mırıl mırıl söylendiğimiz gerçekleri, Sezen'in sesiyle gürül gürül bağırıyoruz, makinelerin tarakalarını duymak istemiyoruz artık! Benliğimizle kucaklaşmak, koklaşmak, kimliklerimizle kavuşmak zamanı geldi; kin ve kanla beslenen akbabaları elimizin tersiyle itmek boynumuzun borcu artık.

Sezen Aksu'nun ilk barış konserini verdiği Efes, çağımızdan tam 2600 yıl önce bir İonya kentiydi. İonya devleti, 12 kentten oluşan bir konfederasyondu. Yalnızca 700 yaşına, üstelik küs basan, son yüzyılda öz kardeşini evinden kovan bir cengaver tarihin, beş kökü, beş dalıyla Efes'te barışıp çiçek açması yerinde değil de nedir? 2600 yıldır mağrur o taş basamaklar, o eşsiz tiyatro 13 bin insanın hep bir ağızdan söylediği barış şarkılarından daha görkemli bir çağrıyla nasıl onurlandırılabilir?

Gerçek zaferler, savaş naralarının bitip barış türkülerinin başladığı an kazanılır. Gerçek ve kalıcı 30 Ağustos zaferi, en insanca anlamını bu yıl,

sesi ışığıyla yarışan bir kadının önderliğinde, yenenlerin, yenilenlerin ve ezilenlerin el ele tutuştuğu Efes tiyatrosunda kazanmıştır.

İyice bilinmelidir ki, mağlupların yeri olmayan bir zaferde galip de yoktur!