Efsanenin bedeli
Radikal · 8 Eylül 2002
Marlene Dietrich, her din, her ırk, her ülkeden milyonlarca insanın tanrıçası, yorgun savaşçıların, ölümüne düşmanların ortak sevgilisiydi. İkinci Dünya Savaşı'nın sesi, ertesi gün birbirini öldürecek askerlerin her gece aynı saatte ve karşı cephelerde aynı özlemle dinlediği 'Lili Marlene'in yumuşak teniydi. Tenini, istediği erkeğe okşattı. Ama teninden ötesini, aşkını, yalnızca Erich Maria Remarque, Ernest Hemingway ve Jean Gabin'e verdi. Kendisini baştan yarattığı için evlendiği adam, Joseph Von Sternberg'i bile saygıyla sevdi, Orson Welles sorulduğunda: "Büyük bir insan, bir dâhiden söz ediyorsunuz. Bence onun adını anacak kişi önceden kutsamalıdır!" derdi, o kadar. Kırbaç gibi bir zekâsı, acımasız yargıları vardı. Kimseye yaltaklanmadı, ama en çok kendisine karşı tavizsizdi.
1977 yılında Paris'e yerleşmeye karar verdiğinde, ABD Büyükelçiliği'nden kendisine Amerikalı bir sekreter bulunmasını istedi. Adaylar arasından seçilen kişi tam Marlene'e yakışır nitelikteydi: Norma Bosquet. İki kadın sabahtan akşama 20 yıl geçirdiler. Birbirlerini çok sevdiler, ama hiç belli etmediler. Norma, uzun yıllar çok az bir paraya çekti Marlene'in taşınması zor kişiliğini, derken hiç para almadan sürdürdü görevini. Bazen kavga ediyor ve küs kalıyorlar, ama er geç barışıyorlardı. Arabulucu görevini ise, Norma'nın büyük düşün adamı, ozan, yazar, eleştirmen, çevirmen ve denemeci eşi Alain Bosquet yüklenmişti.
Çünkü...
Marlene ile Alain Bosquet arasında tuhaf, eşsiz, sarsılmaz bir dostluk gelişmişti. 1977 yılından Marlene'in ölümüne dek, her gün, her gün bazen birkaç dakika, bazen saatlerce telefonda konuştular. Marlene, kendisine hayran olan Alain Bosquet ile yüz yüze görüşmeyi asla kabul etmedi. Gençliğini bilen yazara yaşlılığını göstermek istemiyordu. Zaten bir süre sonra kimseye görünmez oldu. Kırık bacağı dolayısıyla evinden çıkmıyor, fotoğrafının çekilmesine kesinlikle izin vermiyor, hiçbir daveti kabul etmiyordu. Eve yalnız kızı, doktoru, hizmetçisi ve Norma girebiliyordu.
O bir ilaheydi ve efsane olarak kalacaktı.
Alain Bosquet, Marlene ile 20 yıl süren sohbetini, eşi Norma aracılığıyla kendisine ulaştırdığı imzalı fotoğraflarını, yemek tariflerini, şiirlerini ve mektuplarını ölümünden sonra kızı Maria'nın izniyle 'Telefonda Aşk' adlı kitabında yayımladı. Marlene Dietrich hakkında yazılan belki de en ilginç belge, bir son sözdür bu yapıt. Ünü dünyayı saran 'mavi meleğin', ömrünün son demlerinde nasıl yoksulluk çektiğini, uğrunda savaştığı ve ölmek için seçtiği Fransa'da, cumhurbaşkanının eliyle takılan devlet nişanına, gelen geçen tüm devlet başkanlarından aldığı hayranlık mektuplarına rağmen KİMSEYE ricacı olmayıp, borç tahsildarları ve haciz memurlarıyla nasıl boğuştuğunu bu kitaptan öğreniriz.
27 Aralık 1991'de Marlene Dietrich'in 90 yaşı, tüm dünya
medyalarında 'onsuz' kutlanır. Binlerce gazete, Alain Bosquet'nin kendisi için kaleme aldığı bir makaleyi yayımlar. Fransız postaları, kimisi 'Marlene Dietrich, Paris', kimisi sadece 'Marlene Dietrich' yazılı binlerce telgraf ve mektubu doğru adrese ulaştırır. Hepsi doğum gününü kutlayıp hayranlıklarını sunmakla yetinirken; bir Türk, Marlene'den depremde yıkılan kuruyemiş dükkânını yeniden açabilmek için borç para istemekte, karşılığında bir çuval şamfıstığı göndereceğine söz vermektedir!
Oysa Marlene'in yorgun yüreği 91 yaşında ve doktoru, 'Bir genç kız kalbi taşıyorsun!' dedikten yarım saat sonra duruverdiğinde, 20 yıl yaşadığı kiralık dairenin sahibine 150 bin arank kira borcu vardır.