Demokrasi peşrevi
Radikal · 13 Eylül 2002
Türkiye'de her bireyin topluma dair hayal, erek ve amacını tek sözcükle özetlemek mümkün: Demokrasi. Oysa Türk insanı belli bir parmağın yön göstermediği hedefe uyumlu adımlarla yürümeye alışık değil. İşte bu yüzden, sürü halinde girdiğimiz, ancak ne yanda olduğunu da pek kestiremediğimiz 'demokrasi vahası' yolunda, kimimiz geri vitese takılı ileri gittiğini sanıyor, kimimizin el freni çekik, mesafe kat etmekten çok gürültü çıkarıp motor yakarak demokrasiye ulaşmaya çalışıyor. Demokratik istemler ortaya koyan herkesin ayrı bir demokrasi anlayışı var. Seçmen, demokrasiden hak ve özgürlük anlıyor. Ancak özgür seçim hakkını, daha çok demokrasi sağlayacak yöneticiler seçmek yerine, önce seçtiklerini cezalandırmak, hatta kendi özgürlüklerini de kısıtlayacak baskıcı yönetimler lehinde kullanıyor ve kullanacak. Seçilgen ise, zaten kendi içinde demokrat olamayan, lider sultasındaki partilere alışık. Demokrasi yalnızca milletvekili koltuğu tehlikeye düştüğünde ve aday gösterilmediğinde aklına geliyor, parlamenter rejimin kurallarını, seçimi engellemek yani seçmeni, yönetim değiştirmek hakkından mahrum etmek için işletiyor.
Durup düşünmek gerekir: Demokrasi nedir? Türkiye demokrasiyi ne derece bilmekte, gerçek demokrasiye hazır mıdır?
Bu sorular sorulmadığı sürece, Türkiye'de herkes demokratım diyecek, kimin olup olmadığı asla anlaşılmayacak ve demokrasiden anlaşılan 'şey' hep muğlak kalacak.
Çünkü... Türkiye'de bu soruları sormak, yanıtlarını vermek, kamuoyunu bilgilendirmek yoluyla oluşturmakla yükümlü bir numaralı iletişim faktörü medya, görevini yerine getirmiyor. 'Bildiğini herkesin bildiği' varsayımından hareketle, ölçüt koymadan verdiği enformasyonu anlamsız, sonuç çıkarılmasını, yani aydınlanmayı imkânsız kılıyor.
Örneğin dün, gazete ve televizyonlar hangi bölgelerde, hangi partilerin kimleri milletvekili adayı gösterdiğine dair çarşaf çarşaf liste yayımladı. Hatta İstanbul Kadıköy 1. Bölge'de Ecevit, Derviş ve Erdoğan'ın çekişeceği haberi kimi medyaya manşet oldu. Oysa bu yayınlardan HİÇ BİRİNDE, ne Kadıköy, ne de başka bir bölgenin binlerce milletvekili adayı arasından aslında kaç kişinin Meclis'e gireceğine ilişkin bir bilgi, YOKTU. Halen TBMM'de kaç Kadıköy milletvekilinin 'oturduğunu', parti listelerindeki aday sayısına bakarak 'karineyle' çıkarmanız gerekiyordu. Çünkü medya, sizin, sizi kaç milletvekilinin temsil ettiğini bildiğinizi farz ediyor! Oysa biz seçmenler, çoğu zaman ilimiz ya da ilçemizden Meclis'e kaç milletvekili gönderdiğimizi bilmediğimiz gibi, kim olduklarını da bilmiyoruz! Çünkü onlar, vekilliklerini oy veren bize değil, kendilerini aday gösteren parti liderine borçlu olduklarını biliyorlar. Çünkü biz de onlara değil, parti liderine oy veriyoruz zaten!
Olayı bu biçimde ortaya koymak bile, aslında Türkiye'de seçilemeyecekleri seçimi erteletmeye kalkan siyasiler kadar, seçmenin de demokrasiden habersiz, hatta demokrasinin özü ve bilincine ihanet içinde olduğunu gözler önüne seriyor.
Herkesin demokratım dediği ve her türlü herzeyi demokrasi adına yediği Türkiye'de, kimin ne olduğunu anlamak için basit bir pusula alıp, demokrasinin coğrafi yönünü belirlemek yeter. Yakın ve Ortadoğu'da yegâne örnek İsrail; Japonya ve Hindistan da epeyce ırak olduğuna göre, istediğimiz demokrasinin yönü Batı'dır. Ve bugün her kim ki Türkiye'yi Batı'dan koparmak ve öyle ya da böyle Doğu'ya çevirmek çabasındadır, o demokrat değildir. Bu kadar.