Mutlu çocuklar,başarılı adamlar
Radikal · 14 Eylül 2002
Adam olacak çocuk nesinden bellidir, nezaketen unuttum, ama genel yayın yönetmeni olacak çocuğun, kendisini nasıl belli ettiğini biliyorum artık.
Bugün Türkiye'nin önemli gazetelerinden birinin başında olan kişi, ilk gazetesini yedi yaşında ve kareli defter kâğıdına çıkarmakla başlamıştı işe. Üç kardeştiler. En büyükleri abla, küçükken de havalı mı havalı ve tabii ki sonunda gazeteci olacaktı da, henüz aynalar üzerinde çalıştığı bir yaştaydı. Dolayısıyla 'Antalya'nın Sesi' gazetesinin kurucu, imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni ortanca erkek kardeş olup, henüz beşinci baharındaki küçük erkek kardeşi de 'muhabirlik' kadrosundan işe almıştı.
Yazıişlerinin iki kişilik sabah toplantısında, genel yayın yönetmeni kardeş, muhabir kardeşi habere, örneğin arka bahçeye gönderiyor: 'Git bak bakalım, Karabiber ağacında neler oluyor?' diye iş buyuruyordu.
Küçük kardeş, üçünden en akıllısı, sonradan en bilimseli ve tabii en iyi niyetlisi, parçalanıyordu iyi bir muhabir olup kendisini ağabeye beğendirmek için. Arka bahçeye gidiyor, açan karabiber çiçeklerini ya da tohuma kaçan taneleri bir bir sayıyor, ancak henüz okula gitmediğinden ve yazı kadrosuna giremediğinden, haberini sözlü olarak veriyordu müdürüne. Müdür bücür, yeni tutmayı öğrendiği kurşun kalemiyle, pür ciddiyet yazıyordu, Antalya'nın (kareli defter) Sesi sütunlarına: "Mahallemizdeki karabiber ağacında dört tohum yemeklik biber olgunlaşmış olup, yarın iki tanesinin daha kararması beklenmektedir..."
Ancak beş parmak yaşında muhabirin görevi, yalnızca habere gitmek değildi. Kendisine iki parmak fark atan genel yayın yönetmenine su, çay, kahve olmasa bile gazoz taşımaktan, döküp saçtığında da azar işitmekten bir gün canına tak dedi. Müdür ağabeyin otoritesinden yılıp, istifa etmeye karar verdi, 'Antalya'nın Sesi' gazetesinden. Ancak nasıl istifa edilir, henüz bilmiyordu. İkisini de müthiş ciddiye alan ve çıkardıkları gazeteyi dikkatle izleyen babalarına gitti. Burnunu çeke çeke çektiği muhabirlik çilesini ve artık gazeteci olmak istemediğini anlattı. Baba, hak verdi. Küçük oğlunu karşısına oturtup, inci gibi el yazısıyla bir istifa mektubu yazdı. Altını da sahibine imzalattı. Bızdık muhabir, babasından aldığı cesaretle başı dik, doğruca ağabey müdüre gitti, istifa mektubunu uzattı.
Günümüzün genel yayın yönetmeni bızdık, mektubu aldı, ciddiyetle okudu ve kardeşinin gözlerinin içine bakıp: "Pılını pırtını topla ve defol!" dedi, o kadar.
Bahadır Yılmaz, gazeteciliğe o gün veda etti ve gitti, ünlü bir jinekolog oldu, sevgili okurlar. Jinekoloji alanını seçtiğini düşününce, ağabey Mehmet Y. Yılmaz'ın kendisine, 'defol' yerine başka bir söz söylemiş olduğundan kuşkulanıyorum. Ama ablaları Feryal (Yılmaz) Pere, her ne kadar futbol otoritesi olsa da, kadın yazarlığın nezaketiyle böyle anlattı bana, meslek istikbalim açısından lafın aslını kurcalamakta pek yarar görmüyorum.
Çünkü bildiğiniz gibi, muhabir Bahadır'ın ağabey müdürü, artık Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve bizim Radikal'in de kurucu başkanı. Hey gidi kareli defter! Ne gazeteymiş, ne gürmüş şu 'Antalya'nın Sesi?'
Düşünüyorum da, ben hiç gazete çıkarmadım ne evde, ne okulda. Ama babamın da inci gibi el yazısı vardı. Annem öyküler anlatırken, babam terbiye, nezaket ve ahlak talimatnameleri yazıp asardı duvarlara.
Babamın öğütlerinin hepsini tutuyorum sayılmaz, ama benim de annemin öykülerini kâğıda geçirdiğim kesin. Bütün bunlar, mutlu çocukların başarı doğurabileceklerini anlatmak içindi.
Giderek kısırlaşan bir politikadan uzaklaşmak için.