Genç ve gerçek
Radikal · 18 Eylül 2002
Paris Adalet Sarayı'nın 'devletlü' görkemi. Makro egoları mikroya indirgeyen 10 metre yüksekliğindeki altın yaldızlı tavanlar altından, 'Senin topuk tıkırtıların geçer, ben kalırım!' diye şaklayan mermer koridorların açıldığı mahun bir mahkeme kapısı. Yüzyıllık ceviz kürsüde üç yargıç, sanık sırasındaki delikanlıya bakarak ne yapacaklarını düşünüyorlar. Delikanlı, gömleğini ilikliyor yavaş yavaş. Az önce soyunup, işlediği, daha doğrusu işlettiği 'suç'u göstermişti: Sırtına dövdürdüğü bir resim.
Oğlan kızı çok sevmişti. Ama kız o kadar sevmemişti, onu terk etti. Oğlan uzun süre kendine gelemedi. Her gün kızın fotoğrafına bakıyor, içi acıyordu. Sonunda dışını da acıtmaya karar verdi. Çivi çiviyi, acı acıyı sökerdi belki. Bir dövmeciye gitti ve kızın portresini, her iğneye bir damla kan bırakarak sırtına işletti. Sonuç, harikuladeydi. Görenler, gözlerine inanamıyorlardı. Kız, sırtında yaşıyordu oğlanın. Sonunda onun da haberi oldu, istemeden eski sevgilinin sırtında yaşadığının. Mahkemeye verdi oğlanı: İzni alınmadan resmi basılmıştı, suretinin telif hakkı onundu! Yasalara göre haklıydı da üstelik, oğlan cezalandırılacaktı da, nasıl? Yargıçlar izin almadan fotoğraf yayımlayan gazetelere, görüntü yayımlayan televizyonlara ne ceza vereceklerini pek iyi biliyorlardı. Ama yazılı ve görsel alanları madde madde, şık şık tarif eden hukuk, sırtın bir suç mekânı, dövmenin de 'yayım' aleti olabileceğini hesaba katmamıştı.
Davalı delikanlının avukatları, davacı kızın avukatlarına dönüp sordular: "Eğer mahkemeyi kazanırsanız, müvekkilimizin derisini yüzmek gerekecek. Bunu mu istiyorsunuz?"
Davacının avukatları önlerine baktılar, kâğıtlarını karıştırdılar. Yargıçlar ise işin içinden nasıl çıkacaklarını düşünüyorlar. Kararı, bir başka duruşmaya bıraktılar.
Gençlik, böyle bir 'sonuna kadar' halidir işte. Gerçektir, hakikidir, taklidi yapılmaz, 'gibi' olunmaz. An neyse odur gençlik, sonrası yoktur, anın sonsuzluğudur. Sonu hep gelir tabii o anın, sonrası hep vardır, ama gençlik de geride kalmıştir. Çünkü gençlik yaşanırken sonsuzdur, yarınsız bir tutkudur.
Gerçek zenginliktir gençlik. Çünkü hesaba kitaba vurulmaz.
Türkiye, gençlik zengini bir ülke. Nasıl zengin bir gençliğe sahip olduğumuzu görmek için bugün, bir saat ayırın ve Taksim Sanat Galerisi'ne gidin. Yarın da olabilir, ama en son gün 30 Eylül. Gencecik bir fotoğraf sanatçısı, Serhat Özşen İstanbul sokaklarında 'amaç'larını arayan gençlerin, binlerce hayat yaşayan ve yarın tek bir hayata boyun eğecek olan müstakbel ihtiyarların 'sonsuz an'larını görüntüledi, sergiliyor.
Hepsi 80'li yıllarda doğmuş, tazecik insanlar, yarın ne olacaklarını bilmeden, fotoğrafçının objektifinden bugüne bakıyorlar. Ama onların kimi korkak, kimi çekingen, kimi kendinden emin ve dünyaya boş veren hallerinde, Türkiye'nin kaderi gizli.
Serhat Özşen'in fotoğraflarında, ben o kaderi gördüm.
'80 Sonrası Gençlik' sergisi, bir ülkenin geleceğine vermediği değerin, gençlerine vermediği ölçülerin boşluğu içinde kendisini yaratmış olan, yangın yerinde bitmiş vahşi çiçeklerin tarlası. Kimi acı ve zehirli, kimi kavruk, bazıları her şeye rağmen umut açan, bazıları ölmez otu. Ama hepsi, tek tek Türkiye.
Serhat Özşen'in fotoğrafları, yarınki Türkiye'nin öngörüsü, önsezisi, bir kehanet tablosu. İbret verici bu sergiyi kaçırmayın.