Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Olmak yahut oldurmak

Radikal · 20 Eylül 2002

AKP Başkanı Tayyip Erdoğan'ın, demokrasi lunaparkında kendine kestiği biletle bindiği ve bir türlü inemediği dönme dolapta, siyasal umutlarıyla birlikte yukarıya vurduğu bir gündü. Diyarbakır DGM, sicilinin silinmesine karar vermişti. Tüm AKP, başkanın milletvekilliği önündeki 'son' engelin de kalktığına şükrediyordu. Hukukçular ise ikiye ayrılmıştı, DGM'nin sicil silme kararı konusunda kimi 'geçerli', kimi 'geçersiz' derken, ben de İstanbul'da ve tesadüfen üst düzeyde bir hukukçunun karşısındaydım. Dereden tepeden konuşurken telefon çaldı, bir gazeteci onun da fikrini almak istiyordu Erdoğan'ın 'seçilebilirliği' konusunda. Ak saçlı hukukçu kestirip attı: "DGM kararı geçerli değildir!" Görüşünü Seçim Yasası'nın ilgili maddesinin ayrıntılı bir yorumuna dayandırdı. Ancak, telefonu kapattıktan sonra bana dönüp söyledikleri, çok daha ilginçti:

"Mine hanım, bu devlet Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığına izin veremez ve vermeyecek! Bu devletin deneyip görme şansı kalmadı. Sorun, din, rejim bile değil, hırsıza yolsuza yol yok artık. Tayyip Erdoğan hakkında onlarca yolsuzluk dosyası hazırda bekliyor. Tek tek çıkaracaklar önüne. Sicil silme zaten yasal anlamda geçersizdir, zaten milletvekili seçilemez, ama yargılanacağı onlarca davadan, dokunulmazlığa sığınarak kurtulmasına HİÇ izin verilemez. Ya o, ya devlet artık!"

Karşımdaki adam, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet geleneğini ve ince ya da kalın ayarlarını en iyi bilenlerden biriydi. Ama kimseye, en iyi bilenler dahil hiç 'bir bilene' güvenmeyen naçiz yazarınız, o gün söylediklerine inanmadı.

Oysa bugün...

Ak saçlı 'devletçi'nin öngörüleri aşamalı olarak doğrulandıkça, düşünmeye başladım: Belki başkaları da Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilemeyeceğini, hatta ardında bıraktığını sanırken yoluna çıkan 'yolsuzluk tencereleri'ne takıla dolaşa hızının önce kesilip sonra

iyiden durdurulabileceğini hesap etmiş olabilirlerdi. Zeki, kurnaz ve hırslı birileri. Tayyip Erdoğan'nın 'kademeli tasfiyesi'yle AKP'de bir lider boşluğunun doğacağını öngören, liderlik iddiasında biri örneğin.

Örneğin Erkan Mumcu.

AKP'de, Tayyip Erdoğan'ın öyle ya da böyle olamayacağı durumlarda yerine oldurulacak ilk isim, Abdullah Gül. Oysa Abdullah Gül, ne Tayyip'in 'ağır ol da molla desinler' karizmasına, ne de Erbakan'ın çenebaz pırıltısına sahip biri. En başta sesi faul. Ne derse desin, o kırık sesle dinletemiyor. Liderlik kumaşı varsa, dikilmeden delik. Diğerleri de kitle psikolojisi anlamında daha 'çekici' değiller.

Oysa Erkan Mumcu, öyle mi ya? Genç dersen genç, yakışıklı desen yakışıklı, çok zeki, kurnaz ve hırslı. Konuştuğunu dinletiyor. Salata anlatırken tutkulu, maval okurken duygulu; kendisinden en haklı kuşkuyu duyanların aklında bile 'Acaba?' kuşkusunu uyandıracak bir 'inandırıcılık' yeteneği var.

Üstelik, siyasal rodajı tamam, AKP'de hiçbir kadronun henüz sahip olmadığı iktidar deneyimi var. Bu hasletlere bir de gençliğinde taktığı takke ile geçirdiği 'tekke' birikimini ekleyip, eşinin de başı açık olduğunu eklerseniz, işte size gerçekten 'değişen', merkezin tam merkezinde bir AKP 'mutant'ı, okkalı bir lider adayı değil mi?

Sahi, Erkan Mumcu niye AKP'ye geçti? ANAP'ta liderlik istiyordu, verilmedi, istifa etti. ANAP'ta tanımını yaptığı politikaya en yakın parti DYP, kendisini omuzlar üstünde alır, ama Tansu Çiller'in yerini alamazdı. Başka partilere de girebilir, hepsinden seçilebilirdi, ama yapmadı. Mumcu'nun liderlik arayışıyla AKP'yi tercihinin çakışması tesadüf olabilir mi?