Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Arayana adres, bulana cesaret

Radikal · 22 Eylül 2002

Yüreğiyle düşünen Türkler, 'Kalp kalbe karşıdır' der. Kafasıyla düşünen Fransızlar ise, 'Güzel akıllar birbirini bulur.' Öyle ya da böyle, lamı cimi yok, hukukçu yazarımız Adnan Ekinci ile naçiz yazarınız arasında müthiş bir telepati var. Ama aramızda ikili değil üçlü bir telepati söz konusu. Adnan ne zaman H. S. Türk'ü düşünse aklına ben geliyorum, ben ne zaman H. S. Türk'ü ansam, aklıma Adnan.

İnanılır gibi değil ama doğru, geçen cuma, tam hukukçu yazarımızın: "Mine Kırıkkanat ne düşünüyor bilmem, ama ben Hikmet Sami Türk'ün bu Adalet Bakanı OLAMAYAN halini pek sevdim..." tümcesini okuyordum ki gazetemizde, kulağım televizyondan yükselen sese takıldı. Telepatik sacayağımızın üçüncü elementi, YTP'den aldığı 'cumhurbaşkanlığı önerisi'ni anlatıyordu. Veciz ifadesine göre bir gün evde telefon çalmış. Sayın eski bakan evde değilmiş, telefonu zevcesi açmış. Kim olduğu söylenmeyen bir YTP sesi, H. S. Türk'ü cumhurbaşkanı yapmak amacıyla Anayasa'yı değiştirmeye hazır olduklarını belirtmiş. Haberde söylenmedi, ama anladığım kadarıyla H. S. Türk, YTP'ye geçmesi karşılığında kendisine teklif edilen 'Cumhurbaşkanlığı' mevkiini elinin tersiyle ittiğini 'ihsas' ediyordu.

Asıl anladığım kadarıyla, bakanlık makamı karpuz gibi bir şey. Düşenin kafası yarılmasa bile sarsılıyor. Ya da YTP, feleğini şaşırmış biçarelerle dolu. Bir ülkenin en üst mevkiinin nasıl pazarlandığına bakar mısınız? Cumhurbaşkanı aday adayı evde olmadığından, teklif zevcesine iletiliyor. Sanki tencere tava satıyorlar. Evin hanımı he dese, cumhurbaşkanlığı çantada keklik!

Bu siyasal fıkrada kafa bulan kim, kafayı yiyen hangisi, bilmiyorum, ama doğruluk payı olabileceğini düşününce tüylerim ürperiyor!

Gerçi cumhurbaşkanı bir H. S. Türk, tüm dünyada ve ABD nezdinde, örneğin bir George W. Bush'un yanında poz verirken, Türkiye'yi en doğru boyutlarıyla temsil ederdi. Ancak Türkiye'nin gerçek orantılı

temsili, ne kadar hoşumuza giderdi, bilmiyorum. Çünkü biz, ne de olsa 'Büyük Millet' diye diye büyütüldük.

Aslında ben de H. S. Türk'ün Adalet Bakanı olamayan halini çok seviyorum, Adnan'cığım. Hatta milletvekili, dolayısıyla dokunulmaz olamayan halini daha da çok sevecek ve sevgimi, kendisine adli yollardan kanıtlayacağım. Sayın eski bakanımıza 'dokunabilmek' için yaşıyor, 4 Kasım sabahını umutla bekliyorum!

Biliyorsun, eski adalet bakanımızın bana açtığı davalardan birinde, hakkımda alınan gıyabi tutuklama kararı, Türkiye'ye son gelişimde vicahiye çevrilmiş, ifade verdikten sonra serbest bırakılmıştım. Bendeniz, kazara tutuklanmayayım diye bütün yaz elimde mahkeme kararıyla gezerken bir de ne göreyim? Korkut Eken'in suç teşkil eden fiillerini övdükleri için haklarında adli soruşturma açılan 7 emekli general, ifade vermeye gelmiyorlar, 'adresleri bulunamadığı' için de, getirtilemiyorlarmış. Sen de bu konuda yazdığın için söylüyorum Adnan, söz konusu generallerden bazılarının adreslerinin bulunduğu adres, bende var. Arananlardan kimileri, aranırken beni dava ettiler çünkü, neyle suçladıklarını pek anlamadım, ama Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ne sundukları avukat vekaletnamelerinde, AÇIK ADRESLERİ yazılı!

Davacılarımın adları: Doğan Güreş, Hasan Kundakçı, Necati Özgen, Atilla Kurtaran, Cumhur Evcil paşalar. Acaba ifade vermek üzere aranıp da bulunamayanlar arasındalar mı? Eğer öyleyse, ihzarları için kime 'ihsas' etmem gerekiyor acaba? Hukuk kebap, acele cevap.

İhsas ya da ihbar, adalete yardımcı olmak, artık yurttaşın 'ihzari' görevi.