Daniel’in kehaneti
Radikal · 27 Eylül 2002
Taksi şoförümüz, halim selim, aklı başında bir adama benziyordu. Arkadaşım indikten sonra sordu: "Hangi dili konuşuyordunuz?" Türkçe, yanıtını alınca: "Ah!" dedi. "Dünyanın sonunu hazırlayan millettensiniz!"
Dünyada deli çok. İçimden sessiz bir lahavle çektim. Laf olsun torba dolsun diye otomatik bir: "Öyle miii?" hayreti ünledim. "Nasıl
hazırlıyormuşuz dünyanın sonunu?"
Adam, tatlı bir masal anlatıyormuşçasına: "Türkiye içten içe çürüyecek ve parçalanma tehlikesiyle karşılaşacak. Ordularınız Ortadoğu'da savaşmak zorunda kalacak. Tüm dünya orduları ARMAGEDON'da toplanacak ve başlayan büyük savaş dünyanın sonu olacak! Daniel'in kehanetinden haberiniz yok mu?" demez mi? Haydaa. Taksiye değil, kıyamete bir-iki dolmuşuna binmişim sanki. Benim bildiğim 'Armagedon', gidip görmeye zahmet etmediğim acayip bir Amerikan filmiydi. Tanıdığım tek Daniel ise, gözümün nuru, mutfağımın tartışılmaz efendisi, bizim evdeki. Bu kıyametçi Daniel de kim ola ki?
Tatlı kaçık taksi şoförünün söylediklerinden etkilenmemiş de değildim hani. Aklımda hep Irak'ta çıkacak bir savaşın Türkiye'nin başını büyük belaya sokacağı. Kendimi eve atınca internete saldırdım ve 'Daniel, Kıyamet, Türkiye' sözcüklerini içeren metinleri aradım. Breh, breh. Bir değil bin metin, üstelik Türk bayrağı ile başlayan bir kıyamet tahmini bile buldum!
Meğer Daniel, İ.Ö. 587 ile 537 yılları arasında yaşadığı varsayılan bir İncil kahramanı, Hz. İsa'nın seleflerinden dördüncü peygambermiş. 'Kıyamet Kitabı' diye bir kehanetler dizisi olup, Nostradamus gibi her yana çekiştirilen muamma cambazlıkların üstadıymış. Rivayet mebzul ve muhtelif, ancak Daniel, yedi aşamaya ayırdığı kıyameti Türkiye'nin Fırat Nehri havzasından başlatıyor ve bugün bildiğimiz Filistin değil, büyük Filistin denilen ve Ortadoğu'nun büyük bir bölümü anlamına gelen Armagedon bölgesinde kopacak dünya savaşı ile bitiriyor.
Daniel'in şiirsel bir muamma olan kehanetlerinden anladığım kadarıyla, mahşerin yedi atlısından altıncısı işimizi bitirecek. Önce Fırat'ın suları kuruyacak, Anadolu toprakları güneşin altında cayır cayır yanmaya başlayacak. Sonra nerede bilinmez (!) büyük bir deprem olacak. Koşullar, doğudaki kralları (yani orduları) Armagedon'a doğru inmeye zorlayacak. Ve orada, yani Ortadoğu'da batı ordularıyla savaş başlayacak, vb.
Bu feci kehanetlere ilişkin yorumlar ise, Türkiye'yi açıkça kıyametin başrolünde göstermekle kalmayıp: "Sınırlarının küçüleceğini ve Fırat havzasında başlayacak afetin Türk milletini çökerteceğini, bölgedeki Türk egemenliğinin sonunun ise Armagedon savaşını başlatacağını" öngörüyor!
Armagedon savaşı dedikleri, kötü ile iyinin çarpışması. Sonucu insanlığın sonu, kıyamet ve nihayet, cümbür cemaat, öteki dünyaya intikal. İnternette verilen bilgilerden, ben artık kıyametin yılını olmasa bile zaman dilimini biliyorum, sevgili okurlar: Kurban Bayramı'nda kopacak!
Bütün bu deli saçmalarını, saçmalıklarına rağmen büyük bir ilgiyle okurken ben de bir yorum yaptım, daha doğrusu sorular sordum kendi kendime:
Acaba aşiret şeyhlerini Meclis'e taşıyan bir ülkede Fırat havzası afeti başlamamış mıydı? Acaba 149 milletvekili yargılanmayı bekleyen, geleceğini ise her dört adaydan birinin sabıkalı olduğu bir Meclis'e emanet etmeye hazırlanan bir millet, çürümüş sayılmaz mıydı? Böyle bir ülke daha ne kadar ayakta kalırdı?
Acaba soyguncuların zaferi, Türkiye'de sonun başlangıcı, muhtemel bir Irak savaşı da Armagedon olamaz mı?