Tutsaklık hazzı (1)
Radikal · 2 Ekim 2002
Mine G. Kırıkkanat
'1838 yılında İngiliz sömürgesi Barbados Adası, özgün ve kanlı bir ayaklanmaya sahne oldu. Esareti kaldıran Mart Kararnamesi'yle özgürlüklerine henüz kavuşan kadınlı erkekli sekiz yüz zenci, bir sabah eski beyaz sahipleri Glenelg adlı efendiye gelerek, eskisi gibi esir kalmak istediklerini bildirdiler. Yanlarında, rahibe yazdırdıkları bir dilekçe de getirmişlerdi. Dilekçenin okunmasından sonra, görüşme başladı. Sahip Glenelg, ya utandığından, ya da düpedüz yasalardan çekindiği için, gönüllü esirlik istemini reddetti. Sekiz yüz zenci önce yalvarmak için 'dokundukları' Glenelg'i itip kakmaya başladılar, derken ailesiyle birlikte katlettiler. Aynı gece hepsi eski esir kulübelerine yerleşmiş, işleri ve ritüelleriyle tutsaklık konumlarına dönmüşlerdi. Olay, Barbados Valisi Mac Gregor tarafından telaşla hasıraltı edildi ve esaretin kaldırılma süreci kesintiye uğramadan tamamlandı. Tutsaklık talep eden sekiz yüz zencinin dilekçesi ise, asla bulunamadı."
Jean Paulhan'ın, 1954 yılında insanların baskıya boyun eğmekten aldığı zevki inceleyen 'Tutsaklık Mutluluğu' adlı makalesi bu gerçek öyküyle başlar ve kendisinin tutsağı olmak isteyen sevgili, Dominique Aury'nin yazıp Pauline Reage diye imzaladığı 'O'nun Hikâyesi' romanına önsöz olarak kaleme alınmıştır.
Tayyip Erdoğan'ın Diyarbakır mitinginde, zaten İstanbul ya da Ankara mitingleri de farklı değil, kara çarşaflı, ak peçeli kadınların çoşkusunu seyrederken aklıma geldi Barbados Adası'nın tutsaklık bağımlısı zencileri. 'Umudumuz AKP' diye bağırıyorlardı. Acaba ne umuyorlardı? Daha fazla özgürlük mü, yoksa daha fazla yasak mı? Gözüm, duvarda asılı kendi ailemin, tarihsel bir düğün fotoğrafına kaydı. Türkiye'nin 1933 yılındaki toplum portresi o fotoğraf. Kadınlar ve erkekler yan yana smokin ve tuvaletler içinde gülümsüyorlar.
O gün bugündür Türkiye'de, kara çarşaflara bürünen ya da türban tesettürle yetinen milyonlarca kadın, kendilerine verilen özgürlük ve eşitlik haklarını ellerinin tersiyle itip, kocayı ister seven ister döven, üstüne karı ve kuma alabilen 'sahip' kabul ederek 'tutsaklık'larını geri aldılar.
Erkek-kadın, insanlar arasında eşitliği kazanmışken geri veren ve dine, kocaya, geleneklere tutsaklığı yeğleyen kadınlar; yemesinden içmesine, oturmasından kalkmasına haramlar ve günahlarla kuşatılmış bir yaşamı seçenler, hangi özgürlük ve hak istemektedirler ki, "Umudumuz AKP ya da MHP ya da bilmem ne!" diye bağırırlar meydanlarda.
Yeni, genç ve yakışıklı bir sahip mi? Yoksa... Mazoşist mutluluklarını, kendileri gibi olmayan kadınlara zorla, baskıyla kabul ettirmek hakkı mı istiyorlar? Hiçbirinin yoksul ve az beslenmiş olmadığına; hatta bazılarının kara çarşaf altından kolunu budunu açtığına bakılırsa, herhalde içten içe, "Ah, senin olayım!" diye yanıp yakıldıkları birincisini. Bu kapsamda zevkler çeşit çeşit. Kiminin gönlü Tayyip'e, kiminin ki Devlet'e, Mesut'a, Deniz'e, Derviş'e, İsmail'e, dede Bülent ve baba Recai'ye kayabilir, hatta doğada cinsel ve tinsel çekimin türlü çeşidi var, Tansu'nun bile alıcısı, daha doğrusu vericisi olunabilir. Hem de yalnız kadın seçmenler babında değil!
Diyorlar ki, AKP'ye yönelen oylar, ekonomiyi batıran denenmiş partilere duyulan tepki oylarıdır. Haydi canım sizde! Partileri ekonomiyi batırdı diye yargılayanlar, gidip ekonomi programı olmayan partiye 'umudumuz' diye bağırır mı? Yolsuzluktan ve hırsızlıktan yılanlar, yolsuzluğun ağa babası ve tayfasını seçmeye kalkışır mı?
Kendisine yönetici değil yeni bir 'efendi sahip' arayan Türk seçmeni, niçin tutsaklıktan haz alıyor, devamı cumaya.