Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Nereden nereye…

Radikal · 18 Ekim 2002

Paris Adliyesi, muhteşem bir saray. Ne duruşmalar izledik burada. Türkiye açısından en vurucusu, Fransa'daki Ermeni örgütlerinin Amerikalı tarihçi Bernard Lewis'i "Soykırım yoktur" dediği için mahkûm ettirdiği davaydı. Yıllar sonra yeniden, o oymalı tavanlar altında ve mahun kürsülere karşı bir başka Türkiye davası için yüzyıllık sıralara dizildik, biz Türk gazetecileri. 2001 yılının mayıs ayında, nedense tepeden tırnağa T.C. düşmanı, Fransa odaklı Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Paris Saint Lazare Garı'nda dünyada basın özgürlüğü düşmanı ilan ettiği 'devlet başkanları' arasında zamanın Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu'nun fotoğrafını yere seriyor, gelip geçene çiğnettiriyor. İlk haberi Milliyet için ben yapıyorum. Ardından diğer medya üstüne geliyor, olay bir Fransa-Türkiye krizine dönüşüyor ve sonuç olarak Org. Kıvrıkoğlu, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'ne karşı dava açıyor Paris'te.

Yerden göğe kadar haklı. Çünkü fotoğrafını ayaklar altına sermek bir yana, RSF (Sınır Tanımayan Gazeteciler) Türk Genelkurmay Başkanı'nı, 'predateur' diye tanımlıyor, yanında sergilediği diktatörler gibi. 'Predateur', kendisinden güçsüzleri avlayarak beslenen hayvan demek. Yağmacı, leşçi gibi anlamları da var. Çok ağır bir hakaret. Ne gariptir ki, davalı taraf RSF'nin avukatı Jean Martin, bu hakaretin yapıldığını kabul ediyor ve mahkemenin yere serilen fotoğrafı değil, yazılı suç 'predateur' sözünü esas almasını talep ediyor. Çünkü dava 'yazılı hakaret'e odaklanırsa, Türkiye'de basın özgürlüğü ihlalleri tartışılacak, üstelik müvekkili RSF mahkûm olsa bile basın affına girecek, cezalandırılamayacak. Suçun işlendiği mayıs ayından bir ay sonra yeniden cumhurbaşkanı seçilen Jacques Chirac, Fransa'da her cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra adet olduğu gibi 'sınırlı' af ilan etti. İlk affedilen ise yazılı ve görsel basında 'ifade' suçları.

Kıvrıkoğlu'nun avukatı Prof. Armand Boukris ise, davanın 'izinsiz kullanılan fotoğraf' yoluyla hakaret kapsamında görülmesini talep ediyor. Çünkü bu tür suç, kişilik hakları ihlali olup affa girmeyen Medeni Kanun'un 9. maddesini ilgilendiriyor. Mahkeme heyetiyle iki avukat arasındaki 'dava kapsamı' tartışmalarını izlerken, birden kulak kesiliyorum: RSF'nin avukatı, elinde Türkiye'de basın özgürlüğünün nasıl engellendiğine ilişkin bir Türk gazetecisinin yazılı tanıklığı bulunduğunu söylemez mi? Vay canına. Türkiye'de beş orgeneralin 50'şer milyarlık tazminat, bizzat Genelkurmay Başkanlığı'nın da 159'dan dava açtığı gazeteci, Parisli naçiz yazarınızın gırtlağını kesseler 'satmazken' Türkiye'yi eloğluna, kim Türk ordusunun Genelkurmay Başkanı aleyhine tanıklık etmeye soyunan Türk gazeteci?

Erol Özkoray, demezler mi?

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutayazdım. Erol Özkoray dedikleri gazeteci geçinen zat, aslında reklamcı olup yıllarca Türkiye'nin eliyle beslediği, devletin kesesinden yemiş bir 'iş' adamı. 1993-94 ve 1997 yıllarında T.C. Turizm Bakanlığı'nın tüm Avrupa'da Türkiye tanıtım ihalesini 'kazanmış' ve halen, ödemediği faturalar ve pek çok yabancı şirkete taktığı borçlar dolayısıyla aynı bakanlıkla mahkemeli! Bir zamanlar ANAP'ın seçim kampanyalarını da yürütmüş, boğazına kadar 'arpalığa' batmış, önümüzdeki seçimlerde, 'Seguela'nın sağ budu, ünlü reklamcı' anonsuyla CHP'den aday adayı olmuş ama milletvekili adayı seçilememiş, partilerüstü 'Nerede kayıntı var oraya abicim' ekolünün mutena bir temsilcisi!

Aman Yarabbi, kimlere kalmış Türkiye aleyhinde tanıklık cüreti!

İbretin devamı, yarına.