Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Önce kafalar bozuldu

Radikal · 20 Ekim 2002

"Had aşıldığı zaman, hudut kalmaz." Georges Pompidou

Napolili Gaetano, oram buram ağrıyor diye doktora gider. Doktor orasına burasına bakar, bir şey bulamaz. "Yarın numune getir, bir de idrar tahlili yapalım, için rahat etsin!" der. Gaetano, ertesi gün koca bir gaz bidonu dolusu idrar 'numune'siyle çıkagelir. Doktor şaşırır: "Bu ne yahu, alt tarafı idrar numunesi demiştim." Gaetano böbürlenir, "Valla doktorcum, ben bir günde bunu yaparım, sabah öğle akşam belki değişir diye tamamını getirdim!"

Doktor gözlerini belertip susar, idrar tahlilini yapar ve sonucu açıklar:

"Hiçbir şeyciğin yok Gaetano, turp gibisin!"

Gaetano sevinçle mahalleye koşar, sokağın başında durup haykırır:

"Ey ahali! Hiçbirimizin hiçbir şeyi yok, hepimiz turp gibiyiz!"

Bir süredir toplum olarak topyekûn mu kafayı yediğimizi, yoksa kafayı yiyen bir azınlığın, henüz yemeyen çoğunluğu da yemiş gibi mi gösterdiğini düşünüyorum.

Türkiye'de iki hafta sonra genel seçim ve tam bu sırada Ortadoğu'da savaşa girme tehlikesi var. Girsek de girmesek de Ortadoğu'da kıyamet ha koptu ha kopacak, ülkenin bir büyük televizyonu, yarım saatlik ana haber bülteninin yirmi dakikasında, iki ayaklı hayvanat numunesi eski kocası başka bir kadına tecavüz ettiğinde 'Erkektir yapar!' diyebilen pespaye bir kadını, aynı hayvanat numunesi tarafından vurulunca tam 11 kez ciyaklatıyor. Sahne aynı, ciyak aynı, seyirci belki anlamamıştır diye tam 11 kez tekrarlanıyor. Zaten birkaç haber kanalı hariç tüm televizyonlar, rakip bir kanalın 'kazandığı' Türkiye'ye Reva Miktar reytingini şavulluyorlar. Bir 'hangimiz daha bayağı'lık yarışı ki, tüm hadler aşıldı, yozluk sınırsız.

Acaba kimde idrar zorluğu var? Kimin böbreği çürük, mesanesi tıkalı, genetiğinde soysuzluk var? Hangi kellenin üretimi bozuk? Satanın mı,

alanın mı? Yedirenin mi, yiyenin mi?

Yine geçtiğimiz haftanın bir başka 'küçük' haberiydi. Denizden üç metrelik bir Atatürk heykeli çıkmış. Mersin Kızkalesi'nden yola çıkıp, sel sularıyla Antalya'nın Belek koyuna sürüklenmiş. Koca heykel nasıl sürüklenir, demeyin. Çünkü Atatürk'ün yüz binlerce heykeli var ya, işte bu numune de plastiktenmiş! Çocuk oyuncakları gibi plastikten. Dev bir Barbie değil, Ken değil, balon değil, şişme bebek de değil. Üç metre boyunda plastik bir Atatürk.

Dünyanın en yoksul, en kültürsüz, en geri ülkelerinde bile, bırakın devletin kurucusu, sıradan bir ulusal kahraman bile böylesine düşürülmez ayağa. Böylesine ucuza satılmaz saygı. 'Ordular ilk hedefiniz Akdeniz!' diyen komutan, bir gün sel sularına kapılıp şişme bot gibi Akdeniz'e düşmeyi hak etmemişti.

Ama 'ayıp' kavramının içi boşaltıldı Türkiye'de. Tüm hadler aşıldı, terbiyesizliğin sınırı yok artık. Ne zaman yok oldu düzey, ne zaman erişildi bu düzeysizliğe acaba? Birbirinden ucube, birbirinden ucuz Atatürk heykelleri, birbirinden ucube, birbirinden ucuz camiler aynı hızla çoğaldı. Şimdi karşı karşıyalar. Bakalım hangileri daha çok yer tutacak yarın vatan sathında, hangileri hazırlayacak Türkiye'nin yarınlarını?

Birbirinden bet sesli müezzinlerle, televizyonlardan yükselen pespaye kadın ciyakları aynı zaman ve mekânda, aynı pes perdeden ayyuka vardı. Sol elle taharet, sağ elle yemek ve ters ilişki/düz ilişki bilirkişi heyeti din adamlarıyla; tostçu mankenlerin defile arası köftelik seansları, aynı milli kültürü aynı milletle paylaştı.

Bakalım hangileri daha çok reyting yapacak Türkiye'nin geleceğinde?