Dehşet ve şiddet
Radikal · 23 Ekim 2002
Sanırım Roald Dahl'ın ürkünç öykülerinden biriydi. Emin değilim. Zaten konuyu da hayal meyal anımsıyorum. Öyleyse niye söz ediyorum? Çünkü Washington yöresinde dehşet saçan keskin nişancı, bencileyin bu öyküyü okumuş, hatta esinlenmiş biri!
Hikâyenin kahramanı evli barklı, vasat bir adamdır. Alabildiğine sıradan yaşamında hiçbir gariplik, hiçbir sürpriz yoktur. İşten eve, evden işe gider gelir. Ama her yıl tüfeğini alır, tek başına ava çıkar. Av üç gün sürecektir. Kafasında aylar öncesinden başlar. Giyeceğini, çıkaracağını, çizmelerini, tüfeğini, dürbününü her gün gözden geçirir, en ince ayrıntısına dek hazırlar. Karısı, yılda üç günlüğüne nükseden bu av tutkusuna sesini çıkarmaz. Çünkü adam, geri kalan tüm zamanlarda kusursuz bir eştir. En fazla tüm avlardan eli boş dönmesine şaşırır kadın, kırılır diye beceriksizliğiyle de alay etmez. Yazar, avcının özenli av hazırlığını uzun uzun anlatır. Derken adam yola düzülür, dağlar tepeler aşar, ormanlardan geçer ve.. mevzilendiği yol kenarından geçen ilk avı, tek kurşunda öldürür, olduğu yerde bırakır, evine döner.
Av, bir insandır. Hiç tanımadığı bir insan.
Her yıl bir insan. Adam, bütün yıl o günü, kurbanı tek kurşunda öldüreceği o anı hayal ederek yaşamaktadır. Bütün hazırlıkları, planları, yakalanmamak üzerinedir: Tek kurşun, tek kurban, birbirinden farklı güzergâhlar, bir önceki yıldan çok uzaklarda kurulan pusular.
Ve tabii ki eli boş döner, karısına: "Bu yıl da vuramadım!" der.
Öykü de böylece biter. Yazar, adamın hiç yakalanmayacağını sezdirir. Böylesi cinayetleri aydınlatmak zor, katilleri yakalamak raslantılara bağlıdır çoğu zaman.
Washington ve çevresinde 22 gündür 13 kişiyi tek kurşunla vuran keskin nişancı, işte böyle bir avcı. Kuşkusuz yakayı ele verecek sonunda. Çünkü yılda tek 'av'la yetinmiyor. Kamuoyunda korku, poliste çaresizlik arttıkça, katilin kendi 'başarı'sından duyduğu heyecan ve kibir de artıyor. Meydan okumak, alay etmek isteği giderek ağır basıyor. Kurban sayısını çoğalttıkça iz bırakma ve hata yapma ihtimali de artıyor tabii. Ben bu yazıyı yazarken, polisin dört gözle beklediği hatayı yapmış ve yakalanmış bile olabilir.
Fakat bu cani ve cinayet dizisi, başta ABD tüm dünyaya, bugüne değin pek farkında olmadığımız bir aczi gösterdi: Tek bir kişinin, koskoca bir toplum organizasyonuna duman attırabileceğini! Tek bir kişinin, milyonlarca insana korku salıp, binlerce silahlı adama kafa tutabileceğini; tüm güvenlik güçleri seferber olmuş bir düzeni, tek başına bozabileceğini.
Bir kişinin, geçici bir süre için bile olsa, asker ve polis ordularını bozguna uğratabileceği olgusu, toplum örgütlenmesindeki zafiyetin püf noktasını da açığa çıkardı.
11 Eylül'de iki yolcu uçağının, iki dev kuleyi yerle bir edebileceğini, iki kulenin ise, dünyanın süper gücünü, ABD'yi derinden sarsabileceğini gördük. Washington'daki 'sniper', anlamsız oranda küçüğün, anlamını yitirmiş büyüklükte bir sistem için tehlikeli olabileceğinin yeni kanıtı. Koskoca bir gövdenin, minicik bir virüse teslim olması gibi; yepyeni, varlığı teşhis, kimliği tespit edilemeyen bir hastalıkla karşı karşıya insanlık: düzen mantığına uymayan, sığmayan, çünkü düzensiz şiddet. Hedefi, kurulu düzen sembolleri.
Washington'daki keskin nişancının benzerleri, hiç kuşkunuz olmasın başka yerlerde, başka ülkelerde de ortaya çıkacak. Dünyada bir semboller mücadelesi başlıyor. Yerleşik düzene karşı, henüz yeni bir düzen önerisi olmayan, ilk karışıklık arayışları.