Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Kamu ve oy

Radikal · 25 Ekim 2002

Eğer İngilizlerin, 'Hastalık bize nasıl biri olduğumuzu öğretir' atasözü doğruysa, Recep Tayyip Erdoğan'ın ishali de doğru bir hastalıktır, dostlar.

Bunca zamandır gerçekte kimdir, nasıl, nerede biridir, değişmiş midir değişmemiş midir, neydi ki neye göre değişsin diye kafa patlatılan Erdoğan, demek ki ve açıkça 'ne' olduğunu inkâr etmeyen biri. Bence aldığı hastane raporu, hakiki sahici!

Mahkemeye gitmemek için yalancıktan hastalık arayan kişi, sıfır numara salak ya da mahkeme heyetiyle 'çaktırmadan' dalga geçecek kadar zeki değilse, sorarım size, bula bula ishal bahanesini mi bulur? Grip, ateş, nezle, baş ağrısı, mide spazmı, akut siyatik gibi asil hastalıklar ne güne durur? Haydi diyelim ki Tayyip efendinin belden aşağı hükmeden bir hastalık takıntısı var. Adam çok daha ehemmiyet mühimmiyat arz eden basur krizi, fistül, idrar zoru, prostat dememiş ki? Kabızım da diyebilirdi. Oysaaa... 'İshalim' demiş, ishal!

Bence vaciptir. Mahkeme niye yutmamış, medya niye inanmıyor, anlamadım doğrusu. Yok efendim ishalse niye mahkemeye gitmemiş de AB büyükelçileriyle görüşmesini ve seçim mitinglerini iptal etmemişmiş. İshal var, ishal var; Recep Tayyip belirtmek zorunda mıydı gerçekten, hangi ishalden mustarip olduğu açık değil mi?

Erdoğan'ın bağırsakları değil, ağzı bozuk, laf ishali var.

Tabii ki mahkemeye çıkamaz. Zaten laf ishali yüzünden başı derde girmedi mi yargıyla? Ama bak meydanlara çıkabilir. Seçim meydanları laf ishalinden başka neyle doldurulur? Türkiye'nin vaat bekleyen kalabalıkları bugüne değin sular seller gibi akan laf derelerinden başka ne duydu? AB büyükelçilerine karşı laf ishalinden başka sunacak neyi var ki Erdoğan'ın?

Türkiye bu adamcağızdan ne bekliyor, ne istiyor, belli değil. Ülke ikiye bölündü, yarısı indirmeye, yarısı çıkarmaya çalışıyor Erdoğan'ı. Birinciler adamı tehlike görüyorlar, ikinciler kurtarıcı. İşin tuhafı, Erdoğan'ı tehlike olarak görenlerle, kurtarıcı belleyenlerin nedenleri aynı, aynı sözler, aynı vaatler, aynı laf ishali.

Recep Tayyip Erdoğan, kamu tarafından yolsuzluk yaptı diye mahkemeye veriliyor, oyu tarafından yolsuzluk yaptı diye başbakan seçilmek isteniyor.

Kamu, şiir okudu diye mahkûm ediyor, oy 'Yine oku, yine oku' diyor.

Kamu, usulsüz ihalelerle para yedi ve yedirdi diye yargılıyor, oyu 'Oh afiyet olsun, iktidara gel, bize de yedir, bize de yedir!' diye alkışlıyor. Kamu dolandırdı diye suçluyor, oyu dolandırdı diye övüyor. Kamu dinci diye istemiyor, oyu dinci diye istiyor. Acaba aynı adamdan mı söz ediyorlar gerçekten?

Çünkü eğer adamın kendisi değil de, ardına aldığı AKP örgütü incelenecek olursa, hem Erdoğan'ın, hem yamaklarının ne oldukları besbelli. 60 küsur kişiyi domuz ilmeğine vurup işkence ettikten sonra öldüren Hizbullah canavarlarının avukatları, AKP'nin milletvekili adayı. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı ve 20'yi aşkın cinayetin sanık avukatları, yine AKP adayları.

Eğer kamu, Erdoğan'ı hırsız, yalancı, şeriatçı diye yargılıyor ve böyle bir örgütle iktidara gelmesini önlemeye çalışıyorsa; demek ki Erdoğan ve AKP'yi iktidara getirmeye çalışanlar da hırsız, yalancı ve şeriatçı olmak için can atıyor, gözü dönmüş fanatik dinci cinayet çetelerin avukatlarını kendilerine vekil seçmekte beis görmüyorlar.

Ya bir kısım millet devlete inanmıyor, ya da devlet bir kısım millete güvenmiyor. Bu milletin bir kısmı ya zır deli ya da cürüm tepeli.

Ya bu kamu bu oyu hak etmiyor, ya da tersi.