Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Koalisyona doğru

Radikal · 27 Ekim 2002

Son sözü baştan söylemek gerekirse, cuma gecesi Uğur Dündar'ın 'Seçim Arenası'ndaki 'büyük buluşma', bir 'büyük kavuşma'ya dönüştü diyebilirim. Deniz Baykal ve Recep Tayyip Erdoğan, saptamalarım elbette kişiseldir, bence Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana Türkiye'nin üstyapısını çekişen iki taban gerçeğinin sembolleri olarak karşılaştılar: Okullu ile alaylı. Ağa ile bey.

İki liderin kişilikleri, her şeyden önce adlarıyla damgalı. Baykal'a Deniz, Erdoğan'a da Recep Tayyip isimleri öylesine verilmemiş. Birinin çağdaş Türkiye'nin laik cumhuriyet değerleriyle yetiştirilmiş, orta halli bir memur ailesi; ötekisinin Müslüman mutaassıp muhafazakâr bir esnaf çocuğu olduğu daha isimlerinden belli değil mi?

Uğur Dündar, öteden beri ülkenin kaderini çizen, kâh biri, kâh öteki ağır basan işte bu iki Türkiye'yi karşı karşıya getirdi, belki de ilk kez bu kadar açık seçik, okullu ile alaylı, ağa ile bey arasındaki farkın, eşit bir güçler dengesi oluşturabileceğini gördük.

Kuşkusuz hepimiz bazı sonuçlar çıkardık iki liderin düzeyli atışmasından. Benim edindiğim izlenim, eğer seçim anketleri doğru ve AKP ile CHP, tek başına iktidara gelemeyen iki parti olarak çıkarsa yarıştan, en azından AKP, rakibiyle koalisyon yapmaya hazır, hatta yanılmıyorsam Recep Tayyip Erdoğan içten içe, bu aşamada böyle bir koalisyonu, tek başına iktidara gelmeye yeğler.

Çünkü...

Baykal'ın 'bey', Erdoğan'ın da bir kez 'eyvallah', bir kez de 'fellik fellik' diyerek 'ağa' terbiyesini koruduğu tartışmada, CHP lideri, anlayana okullunun alaylıya üstünlüğünü göstermekle kalmadı, devlet yönetiminin belli bir deneyim birikimi gerektirdiğini kanıtladı. Belediye başkanlığından gelen Erdoğan'ın 15 aylık bir parti ve pek hükümet deneyimi bulunmayan kadrosuyla böyle bir birikimi olmaması doğal. İşte belki de bu yüzden CHP ile bir koalisyonu (muhtemelen) tercih edecekler. Deniz Baykal ve CHP, en azından şimdilik böyle bir koalisyonu istemiyor, ama zorunlu kalabilir.

Erdoğan'ın kalıp, Baykal'ın içerik açısından göz doldurduğu program, ancak kafası çalışan seçmenin oyunu değiştirebilir nitelikteydi. Satır aralarını okumak gerekiyordu. Uğur Dündar çok iyi yönetti ve yararlı bir iş yaptı. Şimdi benim kendisinden bir ricam var: Böyle bir karşılaşmanın belirleyici son raundu ve CHP ile AKP'nin ekonomisinden sorumlu kişileri arasında olmalı.

Seçimlerden sonra Türkiye'yi bekleyen en önemli açmaz, ekonomi. Bir liderle güneş doğmuyor artık. Bu, bir ekip sorunudur. CHP'nin iyi ya da kötü dersiniz, ama köklü bir ekonomi ekibi, başında da Kemal Derviş var. Oysa AKP'nin başbakan adayını bilmediğimiz gibi, parti başkanı olarak kalacağından emin olmadığımız Erdoğan'ın ekonominin başına kimi getireceği de muamma. Ulufe, olası seçim zaferinden sonra dağıtılacak. Eğer Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi 'birikimi'ne bakacak olursak, hayvan satmak, simit satmak ve aile ekonomisi mantığından öteye, Türkiye'yi kurtarmak için 'yastık altı' paralara güvendiği ortaya çıkıyor. Hesabını veremediği kendi yastık altı ekonomisi benzerlerini kastediyorsa, Türkiye'yi değil yastık, yatak altlarıyla bile kurtarmak olanaksız artık. Program süresince, iki lider de tatmin edemedi ekonomi konusunda. Ama Baykal'ın böyle bir ihtiyacı yok, çünkü Kemal Derviş ortada, ekibi belli, ne yapacağı da bugüne değin yaptıklarıyla açık. Oysa Erdoğan'ın başbakan ve ekonomi bakan adayı kim, ekibi nerede ve neler öngörüyor, kurmaylarının çelişkili demeçlerine bakılırsa AKP'nin kafası karışık.

Sakın istedikleri belli koalisyonda, Baykal'ı başbakan, Derviş'i ekonominin başına düşünüyor olmasınlar?