Kıskançlık
Radikal · 30 Ekim 2002
Gözlerim masmavi bir gökyüzüne açıldı dün sabah. Birkaç saniyemi aldı, bir kez daha İstanbul'da uyandığımı anlamak. Başlamamış bir günün ilk düşüncesi: Türkiye göklerinin mavisi başka. Baş döndürücü derinlikte bir mavilik. Güneşi daha aydınlık, bulutları daha bulut. Mutluluk. Derken bir kırmızılık yalayıp geçiyor penceremi. Komşunun bayrağı olmalı. Annemin naftalin kokulu sandıktan çıkarıp özenle ütülediği, babamın huşuyla pencereye astığı yün bayrağı, çocukluğumun Cumhuriyet bayramlarını anımsıyorum.
Acaba bir yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin başında kimler olacak? 80'inci yılını kimler inançla, kimler takiyyeden kutlayacak? Dünya nerede, Türkiye nerede duracak? Atatürk'ün mirasına sahip çıkabilecek miyiz, yoksa yarım yüzyıldır yaptığımız gibi ucundan bucağından kemirilmesine seyirci mi kalacağız devrimlerin? Kaç bin insan çapsız, güdük ve sekter bir milliyetçiliğin kucağına oturacak, kaç bin yobaz daha katılacak ümmetçilik saflarına? Bayrak ve salavat nutukları arasında daha kaç bin hırsız, kaç bin soyguncu yolunu bulacak?
Brezilya'yı kıskanıyorum. Brezilya ve Türkiye, 80 yıldır aynı yangınlardan geçti. Askeri darbeler, ABD güdümü, kukla hükümetler, varsıllık içinde yoksulluk, adaletsizlik, eşitsizlik, siyasal ve ekonomik krizlerdi her iki ülkenin de kaderi. Ama artık Brezilya'nın bir Lula'sı, ardında da yedi kişilik bir lider kadrosu var ki, imrenmemek elde değil. Onlara 'Lula'nın Adamları' diyorlar.
Hemen hepsi, cumhurbaşkanı seçilen eski maden işçisi Luiz İnacio Lula da Silva gibi, radikal soldan geliyor ve İşçi Partisi Başkanı Jose Dirceu'nün deyişine göre: "Eskilikleri tartışılır Leninistler. BİZİM sorunlarımıza, BİZİM çağımızın çözümlerini üreten İşçi Partisi'yle," 150 milyonluk dev Brezilya'nın tarihinde ilk kez, yepyeni bir sol kavramını iktidara taşıdılar. "Çok değiştik," diyorlar. "Ama üç temel kural var ki, taviz vermemiz söz konusu değil: Sosyal adalet, siyasal ahlak, şeffaflık ve halk katılımı."
Brezilya'da sol bir partinin iktidara gelmesi, bırakın ülkenin faşist geçmişi ve kısa demokrasisindeki vahşi liberal sağcı geleneğini, ABD'nin gözü önünde ve burnu dibinde, birkaç yıl öncesine değin düşünülemezdi. Ama böylesine varsıl bir ülkenin kaymağını birkaç bin toprak ağasıyla sınırsız zenginin yiyip, 100 milyondan fazla insanın açlık sınırında yaşamaya devam etmesi de mümkün değildi. Çünkü Brezilya, müthiş potansiyeline karşın üç buçuk toprak ağası ve sınırsız varsılın aklıyla düştüğü derin ekonomik krizden bir türlü çıkamıyordu. Ve ülkenin boyutları krizin boyutuyla birleşince, dünya ekonomisini sarsacak duruma gelmişti. Yeni bir yapılanmanın gereğine, denenmemişi denemeye Brezilya halkı kadar, Brezilya'nın verimli tarım alanlarının yarısını elinde tutan 10 bin toprak ağası, sınırsız varsılları ve ABD de razı oldu.
Yeni cumhurbaşkanının yardımcısı, ülkenin en tanınmış sanayicisi Jose Alencar. Partinin ekonomi kuramcısı, 'yeni gelişim modeli'ni yaratan ve İngiliz ekolünden gelen Prof. Guido Mantega. Zaten partinin üst yapısını oluşturan yedi kişilik ekibin tümü iktisatçı. Ve başlarında, karizması tartışılmaz maden işçisi, sendikacı, Lula. Belki de mucize burada.
Çözüm, gerek sağ, gerekse solda aşırılıkları törpüleyip 'birlik' oluşturabilen iyi niyetli ve geçmişi temiz insanlarda.
Ama halkın da iyi niyetli ve geçmişi temiz insanları iktidarda görmek istemesi gerekiyor. Brezilya halkı bunu yaptı.
Darısı Türkiye'nin başına.