Amel ve teamül
Radikal · 1 Kasım 2002
Valla, yeminle sana, ben DE BÖYLE SEÇİM görmedim, sevgili sığırcık kuşu. 3 Kasım 1959 civarında, Ankara'nın tozlu yollarında, ablamın elinden tutarak 'Oluy mu böyle oluy mu, kaydeş kaydeşi vuyuy mu?' diye çığırdıktan beri çoook seçim gördüm, gözlerim bile açıldı bilahare, ama inan, açılmasaydı da olurdu, çünkü HİÇBİR ŞEY değişmedi, böylesini görmedim.
Ak denizlerin pislendiğine
Temiz havaların kirlendiğine
Toprakların zehirlendiğine
Ormanların yakıldığına
Arazilerin talan edildiğine
Devletin soyulduğuna
Namusun oyulduğuna
Dürüstün kovulduğuna
Bir çift tanık oldu gözlerim, ama böyle seçim görmedim.
Haydi ben görmedim diyelim, babam yaşındaki Bülent Ecevit de görmemiş iyi mi?
"Siyasi hayatımda (çok uzun demek istemiş) ilk kez böyle bir seçime gidildiğine tanık oluyorum. Başbakanı belli olmayan bir döneme giriliyor. (Cumhurbaşkanı) Sezer'in tavrı, netlik sağlanması bakımından olumlu," demiş.
Hazret'in ağzından çıkanı kulağı duyuyor mu, belli değil.
Çünkü...
Eğer 'başbakanı belli olmayan' durumdan AKP'yi kastetmiş bulunuyorsa: Seçime giren ve meydanlarda 'tek başına iktidar' isteyen DSP'nin lideri olarak, demek ki partisinin kaybedeceğini ve iktidarın ve başbakanlık makamının AKP'ye geçeceğini çoktan kabullenmiş. AKP'nin kazanıp DSP'nin kaybedeceğine öyle emin ki seçimleri, kendi örgütünün de başbakan adayı olmadığının, çünkü artık fiilen yapamadığı liderlikten, seçimlerden sonra çekileceğini açıkladığının farkında değil. Ama Ecevit'in gözünde DSP'nin AKP ile aynı makam boşluğunu paylaşması önemli değil, çünkü DSP iktidara aday değil, 'gerçekçi' konuşuyor başbakan.
Öyleyse Bülent Ecevit niye DSP'nin başında ve başbakan adayı var yok arası DSP, başbakan adayı olmayan bir başka partiye laf atmak hakkını nasıl kendinde görüyor dersin, sığırcık kuşu?
AKP'ye gelince sığırcık kuşu, aç gözlerini artık, derim sana. Aç ve bak: Milletvekili olmadan parti başkanı olduğunu kanırtan bir Recep Tayyip efendi, koskoca Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı Köşkü'ne korumasıyla birlikte giriyor! Halkın başına, devletin tepesine çöreklenmeye hazırlanan siyasal bir parti lideri, Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde fiziki varlığına yönelik bir tehdit, bir tehlike mi görüyor? Nasıl bir saldırıdan çekiniyor? Cumhurbaşkanı'ndan mı korkuyor, davetlilerinden mi?
Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde canını güvende mi hissetmiyor?
Recep Tayyip denilen bu adamın, bırakın partisindeki başbakan adaylığı boşluğu ve başkan olurdu olmazdı tartışmasını, devletin en yüksek makamı Cumhurbaşkanı'nın davetine, yanında korumasıyla gidip, o 'bodyguard'a Ahmet Necdet Sezer ve eşinin elini sıktırması BİLE, bir devletin saygınlığına, Türkiye Cumhuriyeti'nin baş temsilcisine yapılan en büyük, en ağır hakarettir!
Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen, görülmesi imkânsız olan bir düzeysizliğe, saygısızlığa ve ayıba imzasını atmıştır. Hem de henüz iktidara gelmeden. AKP iktidara gelirse, o korumalar daha nerelere girecek, kimlere ve neye karşı koruyacaktır, hangi tehditleri 'izale edecektir' saygısız şeflerinin çevresinden?
Halkı kim koruyacak onlardan?
Teamül öyleymiş, teamül böyleymiş diye, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e akıl öğreten Recep Tayyip efendi, devletin en yüksek makamından korunmak teamülünü hangi amel, hangi âdete dayandırdı?
Kendisi kendi 'bodyguard' korunmasını hangi teamüle dayandırdıysa, devlet de Recep Tayyip'ten korunmayı pekâlâ teamül edinebilir. Aç gözünü sığırcık, papuç pahalı!