Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2002

Akıl ve değişim

Radikal · 9 Kasım 2002

Son günlerde Türkçede en çok kipi çekilen fiil, kuşkusuz 'değişmek'. Herkeste bir telaş. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP konusunda kesin kanı taşıyanlar, ya 'değiştiler' diyor ya da 'değişmediler'. İyimser kuşkucular, 'değişmişlerdir' diye umarken, kötümserler 'değişemezler' yargısına varıyor.

Oysa Türkiye'de AKP yandaşı olup, daha ilk sahne aldığı yıllarda Recep Tayyip'e umut bağlayan bir kesim var ki, henüz sesi çıkmıyor ya da çıkartılmıyor, ama en içten ve endişeli mi endişeli kuşku aslında onlarınki: 'Ya değiştilerse?'

Recep Tayyip ve şürekâsının seçim zaferinden sonra takındığı, tüm Türkiye'de 'olabilir' havası estiren ılımlı tavrın devamı, işte bu kesimin: 'Ya değiştilerse?' kuşkusuna getireceği yanıta bağlı. Çünkü onlar, hem değişmediler, hem de değiştik demiyorlar! Recep Tayyip ve AKP'nin asıl sınavı, kesinlikle rahat durmayacak radikal İslamcılara yönelik tavrı olacak.

Örneğin radikal İslamcıların yıllardır düzenli tehdit ve küfürlerine

'mazhar' olan naçiz yazarınız, ne hikmetse Türkiye'de erken seçim kararı alındığı günden beri ihmal edilir oldu. Acaba niye? Memlekette fanatik mi kalmadı? Hizbullah mı tükendi, İBDA-C'nin köküne kibrit suyu mu ekildi? Müslüman Çeçen 'kardeşlerimiz' buharlaştılar mı aniden? 'Keşke' diyeceğim, ama akıl daha korkunç bir soruyu akla getiriyor: Niye ve kimi kollamak için sustular, NEYİ bekliyorlar?

Değişmek, evrenin bir kuralı. Ağır ya da hızlı, her şey değişiyor. Uzay değişiyor, gökyüzü değişiyor, gezegenler değişiyor, dünya değişiyor. Çünkü

ZAMAN GEÇİYOR. Zaman durmadıkça, değişim durmaz. Ancak insanoğlu için iki tür değişim olası:

Ya evrimle değişmek, ya da devrimle.

Tüm insanlık değişiyor. Ama havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez, Türkiye'de çok daha hızlı ve 'devrimle' değişiyorlar. Belki de bu yüzden, hiçbir düzeyde evrimle gelen değişim demek olan sürekli, kalıcı bir olgunluk elde edilemiyor. Türkiye'de değişen çok insan gördük: Ülkeyi elde silah, zorbalıkla değiştirmeye kalkan kimi solcular, bir zamanlar taşıdıkları fikirlerin içine tükürdüler. Öldürerek yok etmek istedikleri fikir temsilcilerinin, başka taraflarını olmadığı zaman ayaklarını yaladılar. Hâlâ da yalıyorlar. Sol devrimden, sağ devrimciliğe geçtiler çünkü. Hiçbirisinin sindire sindire bir fikir evriminden geçip, inandığını yadsımadan, kendi geçmişine küfretmeden değiştiğine tanık olmadık. Bir uçtan, ötekine savruldular.

Çünkü solda da fanatiktiler, sağda da fanatikler!

Evrimle değişmek, akıllanmaktır. Akıllanmak ve aydınlanmak, herkesin kullanması gereken bir hak.

Naçizane bencileyin, Recep Tayyip Erdoğan ile AKP'nin İslamcı ve dinci olduklarına hiç kuşku yoktur. Onlar için İslamcı değildirler demek, geçmişlerini yadsımak, kendi fikirlerine ve inançlarına küfür anlamına gelir. Bizzat kendileri, hayır İslamcı değiliz diyorlarsa, ya takiye yapıyorlar ya da geçmişteki İslamcılıkları yalandı demektir. Sorun, Recep Tayyip'le AKP'nin İslamcı olup olmadıkları değil, fanatik olup olmadıklarıdır. İşte önümüzdeki aylarda, yıllarda bu ekip, fanatik olmadığını kanıtlamak durumunda Türkiye'ye.

Sorun laiklik de değil. Çünkü Türkiye'de, zaten gerçek anlamda bir laiklik yok: Devlet eliyle din beslemek laik bir rejimle asla bağdaşmaz. Oysa Türkiye'de durum budur ve son seçimler de 50 yıldır süren bu durumun sonucudur. Laiklik, yalnızca yasada yazar Türkiye'de. Yasalara da ne kadar uyulduğunu biliyoruz. Fanatik olmayan bir dinci parti, bu kadarcık

laiklikten rahatsız olmaz, olursa fanatiktir!

Napolyon, "Fanatizmin kökünü sökebilmek için önce uyutmak gerekir!" demiş.

Recep Tayyip iktidarının gerçek kimliği, kimi uyutup kimi uyandırdığını gördüğümüz zaman anlaşılacak.